Kültür

Röntgen Hakkında Herşey

21 Mart 2018
röntgenn

8 Kasım 1895’te Profesör Wilhelm Conrad Röntgen, Almanya’daki Würzburg Üniversitesinde bir deney yaparken tıpta çığır açan bir buluş yaptı. Deney için laboratuvarı bütünüyle karanlık hale getirmiş ve üzerinde çalıştığı elektrikli aygıtı ışık geçirmeyen siyah bir kartonla örtmüştü. Aygıtından elektrik akımı geçirdiğinde, tezgahının üstünde duran, kimyasal işlemden geçirilmiş bir kağıttan, hafif bir ışık yayıldığını fark etti. O anda, gözle görülmeyen “esrarlı ışınları” keşfetmiş oldu.

Bu ışınlar yalnızca kartondan geçmekle kalmamış, yakınlarda bulunan bir flüoresanlı kağıdın parlamasına da yol açmıştı. Röntgen, daha sonra elektrikli aygıtının fotoğraf kağıtlarını kararttığını ve flüoresanlı kağıtta da bir görüntü oluşturduğunu gördü. Işının öteki özelliklerini araştırmaya koyulduğunda, bütün katı maddelerden, kitaplardan, tahta parçalarından, hatta bazı alüminyumlardan geçebildiğini fark etti. Daha sonra elini ışına tutarak, kemiklerinin flüoresanlı kağıt üzerinde oluşturduğu görüntüyü hayretle izledi.

Günümüzde, yani Röntgencin buluşundan yaklaşık 90 yıl sonra, röntgen ışınları, modern tıptaki tanı yöntemlerinin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Hastalara en az rahatsızlık verecek yöntemlerle ve ileri teknoloji teknikleriyle hastalıklar erken dönemlerinde saptanabilmekte ve gecikmeden tedaviye baslanabilmektedir.

Röntgen ışınları nedir

Röntgen ışınları ışık ve radyo dalgalarıyla aynı ‘‘ailedendir” ve tıpkı radyo dalgaları gibi görünmezdir. “Röntgen ışını tüpü” denen bir düzenekle bulunan tungsten “hedefinin” elektrikle bombardımanı sonucu yapay olarak el de edilirler Röntgen ışınları düz çizgi halinde yayılır ve hedefin üzerinde bulunan noktalardan her yöne yayılırlar. Röntgen aygıtında röntgen ışını tüpü, ışınların dışarı çıkması için açılmış küçük bir delik dışında kurşunla kaplıdır.

Bedendeki dokuların röntgen ışınlarını değişik ölçülerde soğurması, bu ışınların tıpta bilinen amaçla kullanılmasını sağlamıştır. Kemikler kalsiyum içeren yoğun dokular olduğundan röntgen ışınlarını öteki dokulardan daha fazla soğurur, yanı daha az geçirirler Yumuşak dokular (kas, deri, yağ tabakaları, kan) ışınlan daha fa2İa geçirir. Böylece, sözgelimi kol röntgeni çekildiğinde kemikler ışını daha az geçirdiği için dar olur, yumuşak dokular ise geçirdiği için değişik yoğunlukta gölgeler halinde belirir Röntgen ışınları fotoğraf filmini kararttığı için kemiğin görüntüsü beyaz, yumuşak dokularınki ise yoğunluklarına göre gri ile siyah arasında görülecektir.

Röntgen

Röntgen filmi ya da tıptaki adıyla radyograf uygulandığı beden bölümü anatomisinin bir görüntüsünü verir Günümüzde bedenin neredeyse her bölgesinin röntgen filmi çekilebilmektedir Böylece röntgen, bedenin yapısında değişikliğe yol açan aşağı yukarı bütün hastalıklarda önemli bir tanı aracı haline gelmiştir. Bazen filmlerdeki görüntü, yapılardaki değişikliği (sözgelimi kırık bir kemik filminde olduğu gibi) konuyu bilmeyen birinin bile anlamasını sağlayacak kadar açıktır. Ne var ki çoğunlukla filmlerinden ancak uzmanlar, yani radyoloji uzmanları (radyolog) anlam çıkarırlar.

Bazı röntgen muayenelerinden önce, Özel ilaçlar verilmesi gerekir Bu, bedenin belirli bölgelerinde iyi bir görüntü elde etmeyi sağlar Sözgelimi karın röntgeni çekilirken hastanın iki gün önceden özel bir diyet uygulaması ve müshil alması, filmin daha başarılı sonuç vermesini sağlar (bağırsakların dolu olması görüntüyü bozar).

Hasta röntgen kliniğine gittiğinde filmi çekecek olan uzman, hastaya ne yapılacağını açıklar Hasta soyunur ve röntgen aygıtının karanma geçer. Bu arada görüntüyü bozabilecek takıların diş protezlerinin, saç tokalarının çıkarılması gerekir.

Özel teknikler Birçok vakada standart bir röntgen filmi yeterlidir, ama ayrıntılı olarak incelenmesi istenen bir beden bölgesi için özel teknikler uygulanır. Yumuşak dokuların röntgen ışınlarını daha az geçirerek görüntü vermelerini sağlamak için radyoopak ya da kontrast maddeler kullanılır. Özellikle içi boş organ ya da yapılar böyle maddelerle doldurularak ayrıntılı bir biçimde incelenebilirler Söz gelimi idrar yolları, safra kesesi, idrar kesesi ve sindirim sistemi bu yöntemle incelenir. Kan damarları da benzer biçimde ışın geçirmeyen bir maddenin kana verilmesiyle izlenebilir. Buna ‘4anjiyografi”denir. Omurilik de aynı biçimde görüntülenerek, sinirlere baskı yapan tümörler saptanabilir. Hastaya tebeşirimsi beyaz, opak bir sıvı olan baryum sülfat içirilerek, sindirim sistemi incelenebilir: Bu yolla, yemek borusundaki biçim bozukluğu, yutma mekanizması, mide ve bağırsaklar gözlenebilir. Görüntüler bir krana yansıtılarak sindirim sisteminin çalışması, anında kontrol edilebilir Bu sırada hasta belirli pozisyonlarda tutulur.
Röntgen çekimi sırasında hastanın alacağı pozisyon, incelenecek beden bölgesinden en iyi görüntünün elde edilmesine olanak verecek biçimde düzenlenir. Uygun pozisyon çok önemlidir. Röntgen filmi genellikle bu kaset içindedir. ve hasta bununla temas halinde yatar, oturur ya da ayakta durur. Filmin alınması sırasında hastanın hareketsiz durması gerekir filmin iyi çıkması buna bağlıdır; gerekirse ilgili beden bölgesi çeşitli yöntemlerle hareketsizleştirilir. Her şey hazır olduğunda filmi alacak kışı odanın dışına çıkarak oradaki düğ meye basar ve film alınır Eğer odada durması gerekirse, ışınlardan korunmak için kurşun önlük giymelidir.

Mideyi kaplayan tabaka gergin olduğunda daha iyi göründüğünden, hasta ya baryum sülfatlı gazoz içir ilir ve 20 dakika süren bir incelemeyle mide kontrol edilir. Peptik ülser tanısı için en iyi yol budur.

Baryum boyası makattan (lavman olarak) da verilebilir Bu yöntemle kalınbağırsaklar incelenir (bağırsak kanseri tanısı bu yolla konur)

İdrar yollarının görüntüsü ise, radyoopak iyot çözeltisi yardımıyla elde edilebilir: Böbrek, idrar kesesi ve boşaltım sistemi böylece incelenebilir Hastaya kontrast madde enjekte edilir ve bir süre sonra, belli aralıklarla film çekilmeye başlanır. Bu tekniğe “entravenöz ürografi” (IVU) ya da ‘‘entravenöz pıyelografi”(IVP)denir. Yöntem, böbrek hastalıklarının tanısında önemli bir yer tutar.

Diş röntgenleri Röntgen, dişlerle ilgili sorunların tanısında da çok yararlı olduğundan, diş hekimliğinde yaygın biçimde kullanılır. Ulaşılamayan ya da görülemeyen bölgelerdeki diş çürüklerini saptamak oldukça güç olabilir Bu tip çürükler ile kök çevresindeki rahatsızlıklar, apseler ve enfeksiyonlar röntgen filmiyle görülebilir. Aslında günümüzde çoğu diş muayenesinde dış röntgeni yer alır; bu yolla,hiç tahmin edilmeyen vakalar saptanır ve böylece uygun tedavi yapılabilir.

Diş röntgeni için kullanılan aygıt, oldukça basıl ve genellikle düşük güçlüdür. Flimlerin boyutu küçüktür Ağızdaki ilgili bölgeye yerleştirilip, hastadan, parmağıyla tutması istenir.

Bazı tekniklerde film, ağız içinde özel bir aletle tutulur, özel bir teknik de “ortopantomografi” denen inceleme yöntemidir, röntgen aygın has tanın çenesinin çevrecinde hareket ederek bütün çene ve dişlerin panoramik bir görüntüsünü çıkarır. Bu teknikle çene kırıklan, tümörler, kistler, çene anormalliği gibi durumlar ve bütün dişlerdeki bozukluklar ortaya çıkarılabilir.

Çene yapısındaki bozukluklardaysa hastanın, profilden baş röntgeni çekilir. Çene kemikleri ile dişlerin ve yumuşak dokunun birbiriyle ilişkisini ortaya koyan bu yöntemden, ortodonti tedavisinin planlanması için yararlanılır.

Radyoterapi

Röntgen ışınlan yalnızca yararlı bir tanı yöntemi oluşturmakla kalmaz, aynı zamanda kansere karşı etkili bir tedavi sağlar.

Yüksek dozda röntgen ışını bütün hücreleri öldürür; ama kanserli hücre, yani bölünmekte ve çoğalmakta olan hücre, ışına daha duyarlı olduğundan, öteki (normal) hücrelerin zarar görmeyeceği dozlarla kanserli hücreler yok edilebilir. Sözgelimi lenf bezi ve erbezi kanseri bu yolla bütünüyle geçirilebilir. Ancak röntgen ışınlan sağlıklı hücrelere de zarar verdiğinden, doz ve sure çok dikkatli ayarlanmalıdır.

Röntgen ışınlarının tehlikeleri Röntgen ışınlarıyla çalışmalar yapan ilk kişiler, bu ışınların tehlikelerini bilmediklerinden, hiçbir önlem almamış ve sağlıklarını yitirmişlerdir Bu ışınların aşın dozları yüzünden deri yanığı, dermatit, katarakt ve çeşitli kanserlerle karşı karşıya kalmışlar, üreme organlarının etkilenmesi sonucu çocuklarına gen anormallikleri aktarmışlardır Ama artık bu ışınların verebileceği zararlar bilinmekte ve en aza indirilmeleri için çalışmalar yapılmakta, gerekli önlemler alınmaktadır Sözgelimi modern röntgen aygıtlarıyla hastaya daha az ışın verilerek daha iyi görüntü sağlanabilmektedir. Hastanın üreme organlarının zarar görmemesi için ilgili bölgeye kurşun levha örtülmektedir Doğurganlık çağındaki kadınlara, acil olmayan incelemeler, adet döneminin ilk 10 günü içinde (kadının gebe kalma olasılığının en az olduğu günler içinde) yapılmaktadır. “On gün kuralı” diye bilinen bu ilke doğacak çocuğa zarar gelmesini önler.

Benzer yazılar

yorum yok

Yorum yaz