Psikiyatri

22 Mart 2018
psikiyatri

Toplumların ruhsal yönden sorunları olanlara tavrı, bu insanların şeytan tarafından lanetlendiklerine inanıldığı çağlardan bu yana çok büyük değişiklikler geçirmiştir. Psikiyatri (‘zihin’ ve ‘iyileşme’ sözcüklerinden (üretilmiştir), ruhsal sorunların tanısı, tedavisi, incelenmesi ve önlenmesi alanında uzmanlaşmış bir tıp dalıdır.

Tarihçe

Eski çağlarda akıl hastalıkları, tanrısal öfke ya da şeytanın insanı ele geçirmesi anlamına gelirdi. Ancak İ.Ö. V yüzyılda yaşayan Hippokrates bu konuya ilk kez bilimsel sayılabilecek bir yaklaşımda bulundu. Hippokrates ve yardımcıları akıl hastalıklarını tanımlamış, muayene kavramının oluşmasına öncülük etmiş ve günümüz psikiyatri biliminin temellerini atmışlardır

Ortaçağ’da akıl hastalıkları konusundaki anlayış yeniden geriledi. Deliliğin şeytanla, cadı ve büyü ile ilgili olduğu yeniden kabul edildi; akıl hastalığı dinden sapma olarak değerlendirildi.

Tıp ve cerrahi alanında büyük aşamaların kaydedildiği XVI ve XVII yüzyılda bile delilik, ahlaksal yönden yargılanıp mahkum ediliyor, yozlaşma olarak görülüyordu. Deliliğin bir hastalık olduğunun kabul edilmesi ve akıl hastalarının, tedavi adı allında korkunç işkencelerden geçirildiği tımarhanelerden çıkarılıp hastanelere alınmaları oldukça uzun bir zaman aldı.

1883’te Emil Kraepelin’in akıl hastalıklarını sınıflaması, bu konuda yapılan ilk bilimsel çalışma oldu.

Kraepelin’ı izleyen Franz Mesmer, hipnozla (o zaman buna ‘evrensel manyetik akışkan adını vermişti) histerik felci tedavi etme girişimlerinde bulundu.

Jean Martin Charcot, hipnozu bilimsel bir temele oturttu; Pierre Janet ise zihinsel işlevlerin hiyerarşik yapılanmasını ortaya koydu.

Akıl hastalığının doğasının araştırılmasına ilişkin bu çalışmalar, Sigmund Freud’un XX yüzyılın başlarında psikanaliz kuramının ve tedavi yöntemlerinin temellerini almasına uygun bir zemin oluşturdu.

Psikiyatri sorunlarının türleri

Çoğu kişi psikiyatrinin yalnızca akıl hastalıkları ile ilgilendiğini sanır Oysa akıl hastalığı ya da “psikoz” psikiyatrların ilgilendiği alanın yalnızca bir bölümüdür. Psikiyatrlar, çok daha yaygın olan nevroz türleri ile daha sık karşılaşırlar. Nevrozlar, çeşitli düzeylerde ruhsal sorunlardır ve delilikle ilgileri yoktur.

Sözgelimi, el yıkama obsesyonu, yükseklik korkusu (fobi), iç sıkıntısı, uykusuzluk ya da bayılma gibi rahatsızlıklar nevroz belirtilerindendir. Nevroz belirt ileri arasında fiziksel rahatsızlıklar da yer alır. Sözgelimi baş dönmesi, karıncalanma ve uykusuzluk, nevrozlarda sık görülen fiziksel belirtilerdendir. Hekimlere başvuran insanların çoğunun belirtilen nevroz kaynaklıdır. Psikiyatri polikliniklerine gönderilen hastaların bir bölümü de herhangi bir fiziksel belirti nedeniyle (sözgelimi, göğüste sıkışma gibi) dahiliye kliniklerine başvurmuş olan kişilerdir.

Pek çok kişi, sorunlarının psikiyatrik yardımla üstesinden gelinebilecek olmasına karşılık, genellikle bunların tedaviyle düzelebileceğim bilmediklerinden, duruma katlanmaya çalışır. İnsanların psikiyatra gitmemelerindeki en büyük etkenlerden biri de, psikiyatrın yalnızca akıl hastalığını tedavi eden doktor, psikiyatri kliniklerinin ise tımarhane olduğunu sanmalarıdır. Sözgelimi utangaçlık ya da sıkılganlık, psikiyatrik tedaviyle büyük ölçüde düzelebilen bir durumdur ama çoğu kişi bunu, doğasının bir parçası olarak kabul eder ve tedavi yerine toplumsal etkinliklerden olabildiğince uzak kalmayı yeğler.

Çeşitli cinsel sorunlar da psikiyatrik tedaviyle düzelir, ama çoğu kişi bu türden sorunların çaresiz olduğunu sandığı ya da tedavi için nereye başvurması gerekliğini bilmediği için, böyle bir fırsata kavuşamaz.

Psikiyatrik sorunların hepsi de, gün hık yaşamı az ya da çok etkiler. Ne var ki bazıları, hastalık olarak sınıflanamayacak kadar hafiftir ve basil bir psikiyatrik rehberlikle düzelebilir; bazıları ise acil hastane bakımı ve ilaçla tedaviyi gerektirecek ölçüde ciddidir.

Günümüzde psikiyatri klinikleri iki ana bölüme ayrılmıştır: Dirinde psikoz, yani akıl hastalığı vakaları, ötekinde nevroz vakaları ele alınır. Bunun dışında. alkol bağımlılığı gibi sorunlar için de bölümler vardır.

Psikiyatride muayene ve tanı

Psikiyatr için başlıca tanı aracı, hastanın anlattıklarıdır. Bu yüzden, onu dinler ve hakkında ayrıntılı bilgi edinmek için sorular sorar Yakınmaları, ailesi ve başka insanlarla olan ilişkileri, ışı, geçmişi ve cinsel yaşamı konusundaki sorularla gerekli bilgilen edinir (kuşkusuz hekime anlatılan her şey sır olarak kalır)

Psikiyatrın sorulan fazla görünebilir ve hastayı utandırabilir; ama sorduklarının hiçbiri gereksiz değildir Her hangi bir yakınma nedeniyle gidilen psikiyatırın onunla ilgisi yokmuş gibi görünen soruları da hastayı şaşırtmamalıdır. Sözgelimi sıkıntı ve çarpıntı nedeniyle gidilen hekim, bir olasılık olarak tiroit bezinin aşırı çalışmasını göz önünde bulundurduğundan, hastanın terleyip terlemediğini sorabilir. Hekimler tanı koyarken öteki olası rahatsızlıkları da gözden geçirirler. Eğer yakınmaların başka bir hastalığa bağlı olabileceği kuşkusu varsa, testler ya da uzman muayenesiyle mutlaka olasılık da araştırılır. Söz gelimi göğüste sıkışma duygusu nedeniyle bir psikiyatra gitmiş hastanın halsizliği bir kalp sorunundan da kaynaklanabileceğinden, önce çeşitli muayeneler yapılır ve ancak sorunun ruhsal kökenli olduğu kesinlikle saptandıktan sonra psikiyatrik tedaviye geçilir. Psikiyatrların tanıya varmak için dinlemek ve konuşmak dışında yöntemleri olmadığı unutulmamalıdır Hasta geçmişinden, çocukluğundan söz ettiğinde hekim onun ruhsal yapısını öğrenir; bir anlamda onu tanır. Hastanın geçmişte karşılaştığı olaylarda nasıl tepki verdiği, aile içi ilişkileri, nasıl bir çocuk olduğu psikiyatr için çok önemli ipuçlarıdır Ancak psikiyatrlar için önemli bir özellik de hastanın sözsüz anlatımı, yani “beden dili’dir. Hastanın genel du­ruşundan, giyim kukamı ve hareketli olup olmamasına kadar her tavrı, hekim için bir veridir.

Sözgelimi depresyonda olan bir kişi “yavaş”tır; yavaş konuşur, seyrek göz kırpar Anksiyetesi olansa ellerini ovuşturur, sakin oturamaz, ses tonu yükselip alçalır, hafifçe terler. Sanrıları olan biri konuşurken birden sözlerine ara verip aslında var olmayan ses ve görüntüler yüzünden çevresine kulak verip gözleriyle sağı solu araştırır. Perseküsyon hezeyanları olan hasta öne doğru atılarak yüksek sesle konuşur. Bazen haşlanın söylemedikleri bile hekime ipuçları sağlar. Sözgelimi hastaların bir adı söyleme sırasındaki duraksaması ya da sürekli bir konunun çevresinde dolaşması, hekim için çok önemlidir.

Bazen de psikiyatr hastanın baştan aşağı bir fizik muayeneden geçmesini ister. Sözgelimi halsizlik ve genel isteksizlikten yakınan bir hastada kansızlık yada enfeksiyöz mononükleoz gibi hastalıkların araştırılması gerekebilir. Fizikin      sel ve ruhsal sorunlar genellikle birbiriyle ilintilidir. Depresyon gibi ruhsal rahatsızlıkların fiziksel belirtilere yol açabilmektedir.

Psikiyatriye özgü sorunlar

Psikiyatride hastalıklar, kabaca üç ana grupta ele alınabilir. Birincisi bey ne ilişkin bozukluklar (bunama ve delirium gibi), ikincisi psikojenik bozukluklar (nevroz, psikoz, psikosomatik sorunlar ve kişilik bozuklukları gibi), üçüncüsu ise zihinsel özürlerdir.

Beyne ilişkin bozukluklar

Beyne ilişkin bozukluklar, akut ya da kronik olmak üzere iki gruba ayrılırlar.   Akut olanlar, genellikle beyin metabolizmasındaki bir aksaklıktan kaynaklanan, beyin işlevlerindeki geçici bozukluklardır. Ana belirti delinum”dur. Delirium zihinsel işlevlerde bozukluk, sanrılar ve zihin bulanıklığı ile şaşkınlık ve saçma sapan konuşmayla, ağır olduğunda ise koma gibi belirtilerle seyreder. Bu türden deliriuma en iyi örnek, alkoliklerde görülen “delirium tremens”tir.

Kronik beyin bozuklukları ise, beyin dokusunda ortaya çıkan fiziksel değişikliklerden ya da hasardan kaynaklanır.

Bunlardan bazıları tedavi edilebilir; ancak yaşlılık bunaması olan ve tıpta “senıl demans” olarak adlandırılan durumda kişinin belleği ve zaman duyumu, gittikçe artan ölçülerde yetersiz hale gelir Böyle hastalarda ne yazık kı, ilaçlar da pek etkili olamamaktadır.

Psikojenik bozukluklar

Psikojenik bozukluklar, belli bir fiziksel nedene ya da sınır sistemindeki bir hasara bağlanamayan ruhsal bozukluklardır. Bu tür rahatsızlıklar basit ya da önemsiz kabul edilebilecek belirtilerden, hastane tedavisi gerektiren ciddi belirtilere kadar uzanan, çeşitli rahatsızlıklarla seyrederler. Bazı psikiyatrlar bu tür rahatsızlıkların, sınır sistemindeki biyokimyasal denge bozukluklarından kaynaklandığına inanmaktadırlar.

Psikozlar:

Psikozların ya da daha açık bir deyimle akıl hastalıklarının en açık belirtisi, kişinin düşünce sürecinde geçici ya da kalıcı bir bozukluk olmasıdır.

Psikozda hasta gerçeklikten kopar; düşünce ve algı süreci bir başka “gerçeklik”te (bir anlamda hastanın kendi gerçekliğinde) yer alır. Hasta, hezeyanları (gerçeklikle ilgisi olmayan inanış ve düşünceler) ve sanrıları (olmayan duyumları algılama biçimindeki algı bozukluları) ile başka bir dünyada yaşıyor gibidir. Psikozda, sözgelimi şizofrenide hasta, duygusuz, dönük biriymiş izlenimi verebilir.

Psikoz türü ruhsal rahatsızlıklar, şizofreni ile manik depresif hastalıktır. Bu hastalıkların ikisi de tedaviye yanıt vermektedir.

Nevrozlar:

Nevrozlar da psikojenik bozukluklar sınıfına girer. Genel olarak kişinin, yaşamın güçlüklerine ve iç çatışmalarına abartılı tepki göstermesi olarak tanımlanabilir. Hepimiz çeşitli nedenlerle üzgün, sinirli ve sıkıntılı oluruz. Ancak söz konusu duygular normalden fazlaysaf çok uzun sürüyorsa ve nedenine oranla abartılı bir biçimde yaşanıyorsa, nevrozdan söz edilebilir. Böyle durumlarda profesyonel yardım, hem gerekli hem de genellikle yararlıdır.

Nevrozlar kabaca beş ana gruba ayrılabilir: Anksiyete (sıkıntı, endişe),fobi (korku), histeri, reaktif depresyon ve obsesif kompülsif nevroz. Bütün bu nevroz türleri psikiyatrik tedavi gerektirir.

Anksiyete, iç sıkıntısı ya da endişe diye tanımlanabilir. Çoğunlukla görünür bir nedeni yoktur. Kişi kötü bir şeyler olacağı beklentisiyle sıkıntı ve endişe içindedir, yüreğinin daraldığını hisseder. Bu yoğun ruhsal nitelikli belirtiye fiziksel belirtiler de eşlik eder: Soğuk terleme, çarpıntı, uykusuzluk, dikkati toplama güçlüğü ve sık idrara gitme isteği gibi.

Bütün bu belirtiler aslında “korku” tepkileridir. Anksiyete bir anlamda, “nedensiz korku” olarak da tanımlanabilir. Fobi ise, kişinin gerçekte tehlikeli olmadığını bildiği durum ya da nesneyle karşı karşıya kaldığında kendini sonsuz bir korku ve paniğe kaptırmasıdır. Bu korku ya da panik aslında yoğun bir  anksiyetedir. Sözgelimi kedi fobisinde kişi kedi gördüğünde (aslında kedinin zararsız olduğunu bilse bile) paniğe kapılır; korkudan donar. Hatta bazen kedinin resmini görmüş olması bile yoğun bir anksiyete duymasına neden olur. Fobisi olan kişi aslında korkusunun saçma, gerçekdışı olduğunu bilir, ama söz konusu nesne ya da durumla karşılaştığında korkmaktan kendini alıkoyamaz. Fobiler,nesne (kedi, köpek, vb ), durum (yükseklik, kapalı yer, vb.) ve toplumsal (kalabalık gibi) fobiler olmak üzere, üç ana türe ayrılır.

Reaktif (tepkisel) depresyon, üzücü bir olay karşısında duyulan, ama normalin ötesinde yoğun ve uzun süren üzüntü ve mutsuzluktur. Ana belirtileri isteksizlik, durgunluk, yaşamın anlamını yitirmesi, yani boşluk duygusu, üzüntü, ağlama, uykusuzluk ve ciddi vakalarda intihar isteğidir. Depresyonun,belirgin bir nedeni yokmuş gibi görünen ve çok daha başka belirtilerle seyreden (sözgelimi ellerde uyuşma, karıncalanma, baş ağrısı ve halsizlik gibi) türleri de vardır.

Histeri ise, özellikle ülkemizde yanlış anlaşılan bir nevroz türüdür. Genellikle cinsel istekle ilgili olduğu ve yalnızca kadınlarda ortaya çıktığı sanılan his teri, zihinsel (bellek yitimi gibi) ve fiziksel belirtilerle ortaya çıkan bir nevroz türüdür Pek çok biçimde olabilir: Bayılma, felç; unutkanlık gibi. Ortaya çıkan belirti ile neden arasında bir ilişkiden söz edilebilir. Sözgelimi karısına öfkelenen ve bir an onu kötü bir biçimde dövmekten korkan bir kocada histeri, sağ kolunda hissettiği bir güçsüzlükle ortaya çıkabilir. Kolundaki güçsüzlük bir anlamda onu, karısını dövmekten alıkoyar. Bir vakada ise, annesinin bu konuda kendisine karşı olduğunu bilen bir genç kız, erkek arkadaşıyla birlikte olduğu bir zaman suresini bütünüyle unutmuştur. Bu bellek yitimi de annesine açıklama yapma zorunluluğunu ortadan kaldırmıştır. Aynı biçimde, çok kötü bir haberden sonra bayılan ya da belleğini yitiren, hatta kim olduğunu unutanların, bu yolla ürkütücü gerçekten “uzaklaştıkları” söylenebilir Obsesif kompülsif nevroz ise, kişinin bir türlü aklından çıkaramadığı takıntılı düşüncelerle, saçma olduğunu bile bile kendini yapmaktan alıkoyamadığı, yineleyen hareketlerdir.

Kişilik sorunları

Kısaca insanın dünyaya, olaylara bakış biçimi,insanlar ve olaylar karşısındaki tutumu demek olan kişilik, aslında her insanda kendine özgü ve benzersizdir Birbirinden kesin çizgilerle ayrılmış olan bellibaşlı kişilik tipleri vardır, ama her insanda bunların belli bir karışımı bulunur.

Kişilik,insanları birbirinden farklı ve ilginç kılan bir özelliktir Ancak kişiliğe ilişkin bazı öğelerin abartılı olması, yani baskın çıkması kişiyi mutsuz edip sorun yaratabilir. Genellikle kişilik özellikleri hastalık ya da stres gibi durumlarda daha belirgin hale gelir. Bazen de psikiyatrik bir hastalık,kişilik özelliklerinin abartılı bir görünüm almasına ne den olur.

Psikosomatik hastalıklar:

Psikosomatik hastalıklar, fiziksel rahatsızlıklar biçiminde ortaya çıkan, ruhsal kökenli hastalıklardır

Sözgelimi ülserli kolit, yüksek tansiyon ve çarpıntı, ya bütünüyle ya da kısmen psikolojik kökenli sorunların bedende yarattığı fiziksel değişmeler sonucu ortaya çıkan psikosomatik hastalıklara örnektir.

Psikosomatik hastalıklarda ortaya çıkan belirtiler,gerçek fiziksel değişikliklerden kaynaklanır. Sözgelimi ülserin oluşumunda stresin büyük rolü vardır. Ama belirtiler mide ya da onikiparmak- bağırsağındaki gerçek bir yaradan kaynaklanır.

Böyle hastalıklarda tedavi, hem fiziksel hem de psikolojik soruna yöneliktir. Sözgelimi ülseri olan bir hastaya hem ülser ilaçları verilir, hem de ruhsal yönden gerilimden kurtulmasını sağlayacak tedavi uygulanır.

Zihinsel yetersizlik

Zihinsel özürlülük, çocuğun beyin gelişimindeki bir aksaklıktan kaynaklanır ve sonuçta öğrenme sorunları ile günlük yaşamı sürdürmede güçlük ortaya çıkar. Beyinde hasar söz konusu olduğundan, tam bir iyileşme beklenemez. Ancak erken tanı, özel yöntemlerle güçlüklerin üstesindengelme fırsatı sağlar.

Psikiyatride tedavi

Psikiyatrik sorunların tedavisinde çeşitli yöntemler uygulanır. Bunlar bireysel psikoterapiden grup tedavisine, ilaç tedavisinden elektroşoka kadar uzanır. Tedavide sorunun özelliğine göre ya tek bir yöntemin ya da iki-üç yöntemin bir arada uygulanması yoluna gidilir.

Psikoterapi: Bu,büyük ölçüde sözel bir tedavi yöntemidir. Doktorların hastalarıyla konuşarak uyguladıkları bu yöntem, bir ölçüde de olsa her tedavide yer alır.

Bireysel yada grup terapi olarak ayrılabileceği gibi, destekleyici psikoterapi ile içgörü kazandırmaya yönelik psikoterapi gibi de gruplandırılabilir.

Destekleyici psikoterapi, adından da anlaşılabileceği gibi, haşlanın kendine güvenini kazanabilmesini sağlama amacıyla,ona ruhsal yönden destek olarak uygulanır. İçgöru kazandırmaya yönelik psikoterapi ise, belirtilerin, nedenleriyle birlikte kişi tarafından daha iyi tanınmasını sağlar.

Grup terapisi, benzer sorunları olan insanların bir grup oluşturarak, bir psi kıyan ve psikolog önderliğinde tedavi görmesidir.

Grup tedavisinde, grubu oluşturan insanların birbirleri üzerinde yaradıkları etkilerden yararlanılır. Grup tedavisi bazı durumlarda çok yararlıdır Sözgelimi girişken olamama ya da çekingenlik gibi sorunlar grup tedavisine en iyi yanıt veren sorunlardandır.

Davranış tedavisi: Bu tedavi yönteminde belli bir program çerçevesinde psikiyatr ya da psikologun öngördüğü ödevlerle kişinin, sorununun üstesinden gelmesi sağlanır Fobi ve obsesif kom- pülsif nevrozlar bu tedaviye çok iyi yanıt vermektedir. Koşullandırma temeline dayanan bu yöntemde, söz konusu belirtilerin bir tür “yanlış öğrenme’* ol duğu kabul edilir ve bu yanlış öğrenilmiş davranışların değiştirilmesi yoluna gidilir. Sözgelimi fobi ve obsesif kompülsif davranışlarda da olumsuz bir uyaran verilir (sözgelimi, obsesif düşünce akla her geldiğinde bileğe takılan bir lastiğin çekilip bırakılması gibi) ya da fobide olduğu gibi korkulan nesneye hasta yavaş yavaş alıştırılır ve anksiyetesi geçinceye kadar bu işlem sürdürülür (sistematik duyarsızlaştırma) Bazen de hasta korktuğu nesneyle hiç alıştırma olmaksızın apansızın karşı karşıya bırakılır ve anksiyetenin böylece “sönmesi” beklenir.

Psikodrama: Sorunu olan kimilerin kendilerim, belirtilerini ve belirtilerin kaynaklarını daha iyi anlamalarım sağlamak için bir (Ur tiyatro oyunu oynarcasına sorunlarını sergilemesidir Sözgelimi kişiden annesini babasını, patronunu ya da bir arkadaşını canlandırması islenir. Aynı biçimde, grupla yer alan öteki kişilere de belli roller verilir. Geçmişteki deneyimler ve iç çatışmalar bu yolla somut bir biçimde yeniden yaşanır. Bu yöntem de bir tür grup tedavisi gibidir.

Meşguliyet tedavisi: Bu yöntem müzik ve çeşitli sanallarla tedaviyi de kapsar. Bu yolla kişinin kendini dışavurması ve kendini tanıması, güven kazanması sağlanır.

 İlaç tedavisi: Öteki tedavi türlerinin psikiyatrik sorunların tedavisinde çok önemli bir yen olmasına karşılık, bazı ruhsal bozuklukların iyileşmesi ancak ilaçlarla olanaklı hale gelmiştir. Sözgelimi depresyon ve şizofreni gibi vakalar, ilaçların olmadığı döneme göre günümüzde çok kolay kontrol altına alınabilen rahatsızlıklar olmuştur. Antibiyotikler enfeksiyon hastalıklarında nasıl bir öneme sahipse, antidepresanlar ve trankilizan grubu ilaçlar da psikiyatrik sorunların tedavisinde aynı değere sahiptir

Psikiyatride kullanılan bellibaşlı ilaçlar dört grupta ele alınabilir: Antidepresanlar, depresyon tedavisinde kullanılar. Anksiyolitik yanı anksiyete giderici olanlar sakinleştirici olarak bilinirler. Hipnotikler uyku verici ilaçlardır. Antipsikotik ilaçlar, yani majör trankilizanlar ise yatıştırıcı, hezeyan gidericilerdir.

Elektroşok: Elektroşok tedavisine ilişkin pek çok tatsız söylenti olsa da, bazı ciddi ve yaşamsal tehlike barındıran vakalarda (sözgelimi intihar riski olan ve yeme içmeyi reddeden ağıt depresyon hastalarında) ilaçlardan çok daha kısa bir sürede, daha etkili sonuç aldıran bir tedavi yoludur. Uzmanlarca yapıldığında oldukça güvenlidir.

Denetim altında beyne elektrik akımı verilir ve bu sırada hasta hiçbir şey hissetmez. Tedaviden sonra elektroşoktan hemen önceki döneme ilişkin küçük unutkanlıklar olursa da, hu durum geçicidir.

Lokotomi ya da psikocerrahi: Beyindeki bazı bağlantıların kesilmesi demek olan lokotomi, ruh hastalıklarının cerrahi yolla tedavisini amaçlar. Ancak bu yöntem pek çok ülkede artık uygulanmamaktadır. Söz konusu ameliyatlar hem ahlaksal bakımdan hem de etkileri nedeniyle tartışmalı ve risklidir.

Günümüzde psikiyatri sorunları olanlara daha fazla yararlı olunabilmektedir. Gerek nevrozlar gerekse psikozlarda yeni geliştirilen yöntem ve ilaçlar eskiye oranla tedavide daha başarılı sonuçların elde edilmesini sağlamaktadır.

Benzer yazılar

yorum yok

Yorum yaz