Ölüm Nedir?

1 Ocak 2018
olum

Ölüm genellikle ürkütücü bulunur. Ancak, bilinmeyene duyulan korku dolu bir yaklaşımında bulunmak yerine bu doğal sonuca kendimizi hazırlamamız çok daha iyidir.

Ölüm, her insan için kaçınılmaz, doğal bir sondur. Bir trafik kazasındaki gibi apansızın olabileceği gibi ağır bir hastalıktaki gibi yavaş yavaş da olabilir. Ancak, nedeni ne olursa olsun, tam bir bilinç yitimi olur ve kalp durur.

Bedende hücreler sürekli ölüp yerlerini yeni hücrelere bırakırlar. Bu, yaşam boyu sürer. Deri ve kan gibi dokularda yenilenme işlemi oldukça hızlı bir biçimde gerçekleşir. Ancak ölüm durumunda sinir sisteminin beyindeki hücreleri bozulmaya başlar. Bilinç yitimi olur ve dokuların oksijensizliğe dayanma gücüne bağlı olarak bedendeki hücreler de ölmeye başlarlar.

Nedenleri

Ölüm, yaşamsal önemdeki bir organın işlev görememesinin sonucudur, insanlar bir kol ya da bacakları olmaksızın yaşayabilmelerine karşılık, kalp ya da ana atardamarları işlev görmediğinde yaşamlarını sürdüremezler. Beynin, sözgelimi ağır bir kanama sonucu işlev-dışı kalması, genellikle hemen ölümle sonuçlanır. Ciddi bir kalp krizinde de kalp durur.

Eğer gaz zehirlenmesi, boğulma ya da büyük damarların bit pıhtıyla tıkanması gibi nedenlerle asfiksi, yani oksijen yetersizliği olursa, kan oksijenden yoksun kalır ve bu da beyni etkileyerek ölüme neden olur.

Karaciğer ya da böbrekler gibi organlarda yetersizlik ortaya çıkarsa, tıbbi yardımla hasta haftalar boyu yaşatılabilir. Ancak hiçbir girişimde bulunulmazsa, kanda biriken zehirli maddeler kan biyokimyasını etkilerse bu da kalbin durmasına neden olur.

Ölüm nedenleri sıralanması, kadınlarla erkeklerde farklıdır ürkeklerde başlıca ölüm nedenleri koroner (kalbi besleyen damarlar) ve kalp hastalıkları, inme, akciğer kanseri ve zatürreedir. Kadınlarda ise sıralama biraz değişiktir: kalp-damar hastalıkları, inme, kalp krizi, meme se rahim kailsen başlıca ölüm nedenleridir. Bazen de sar olan bir hastalığa ikinci bir hastalığın eklenmesi, ölüme neden olur. Sözgelimi çoğu ilerlemiş kanser sakasında, hasta kanserden o kadar zayıf düşer ki. zatürre ölmesine neden olur. Bu nedenle de ölüm raporlarında birden çok hastalığın yer aldığı sakalara sık rastlanılır.

Neler olur

Olum anında beşin hücreleri ölür ve tam bir bilinç yitimi olur Kalp, solunumun durmasını izleyen birkaç dakika çalışması sürdürebilse de, atış son derece zayıf ve etkisizdir.

Bedendeki bazı hücrelerin ölmesi, ötekilere göre daha uzun bir zaman alabilir: Sözgelimi göz hücreleri birkaç saat şaşar.

Ölüm sonucu bedendeki bütün etkinlikler durur. Hareket yoktur, solunum kesilmiştir, nabız alınamaz ve göğüsten kalp sesleri işitilemez, gözler hareketsizdir, göz bebekleri büyümüştür ve göze ışık tutulduğunda küçülmezler.

Ölümü izleyen birkaç dakika içinde beden solumaya başlar Kan, yer çekimi etkisiyle aşağı bölgelerde toplandığından, cilt soluklaşır. Yaklaşık dört saat içinde beden katılaşır. Tıpta “rigor mortis” olarak adlandırılan katılık, kaslarda depolanmış olan enerjinin salınmasına bağlıdır, ölüm katılığı 48 saat kadar sürebilir; ama bu süre, bazı koşullara bağlı olarak değişir.

Ölümden sonra çoğu hücrenin zart bozulur ve kısa bir süre içinde “çürüme” denilen süreç başlar.

Otopsi

Otopsi, ölüm nedeninin aydınlığa kavuşmasını sağlayan tıbbı bir işlemdir. Özellikle beklenmeyen ölümlerde, ölüme neyin yol açtığının kesin olarak anlaşılmasını sağlar.

Otopsi yalnızca ölüm nedeninin ortaya çıkarılmasını sağlamakla kalmaz, hem doktorlara hem de ölenin yakınlarına çok değerli bilgiler verir. Belli hastalıklara ilişkin ölüm sonrası patolojik incelemeler, tıp bilimine katkıda bulunduğu kadar, insanların sorunlarına da ışık tutmaktadır. Sözgelimi, ölü doğum vakalarında otopsi bulguları, daha sonra yeniden çocuk sahibi olmak isteyen eşlere yol gösterici olabilmektedir.

Ayrıca otopsi, hukuki sorunlarda da başvurulan bir işlemdir.

Neler yapılmalı

Bir insanın ölmüş olup olmadığından emin olunamadığında, hemen bir doktor çağrılmalıdır. Ancak ölüm açık seçikse ve Kuşkuya yer bırakmıyorsa doktor konusu acil değildir, ama yine de ölüm raporu için çağrılmalıdır.

Eğer kuşkulu bir ölüm söz konusuysa, sözgelimi beklenmedik bir biçimde ansızın olmuşsa, nedeni bilinemiyorsa ya da doktor da nedenini kesin olarak saptanamıyorsa ölüm sonrası incelemelerin yapılıp nedenin ortaya çıkarılması gerekir. Ayrıca cesedin kimliğinin belli olmadığı durumlarda da tıp ve hukuk kurumlan işbirliği yaparak, çeşitli yöntemlerle durumu aydınlığa kavuşturmaya çalışırlar. Cinayet vakalarında cesedin incelenmesi çok değerli ipuçları verir. Sözgelimi ölümün ne zaman olduğu, kullanılan aletin türü gibi konular, patologların bulgularına dayandırılır.

Sevilen bir kişinin yitirilmesi, insanların en acı deneyimlerindendir. Özellikle de ölen kişi gençse, ölümü beklenmedik bir biçimde, ansızın olmuşsa, yakınları için acı kat kat artar. İnsanların ölüm karşısındaki tutumları, kuşkusuz bireysel tepkilerine bağlıdır; ama yine de toplu m kırın ölüme bakış açısından ve ölüme olan yaklaşımından büyük ölçüde etkilenir. Toplumların bu konudaki kendine özgü gelenek ve görenekleri, insanların ölüm karşısındaki acılarının hafiflemesini, duygularını yakınlarıyla paylaşmalarını sağlar.

Bir yakının yitirilmesi, önce bir duygusal “anestezi” yaratır. Şaşkınlık, ne yapacağını bilememe gibi bir durum görülür. Bazen bu ilk şoku olağandışı tepkiler izler: Bayılma, kim ve nerede olduğunu bilememe, sanrılar gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Bazen de yitirilmiş olan kişinin ölümüne inanılamaz.

İlk şokun ardından yoğun üzüntü gelir. Zaman zaman iç sıkıntısı ve korku da görülür, ölümün, yakınını yitiren kişide depresyona yol açması doğaldır. Bu depresyon, normal olarak kendi seyrini izler ve zaman içinde geçer.

Bazen suçluluk duygusu ve kızgınlık da görülür. İştah azalması, buna bağlı olarak zayıflama ve uyku bozuklukları başlıca fiziksel belirtilerdendir.

Yakınını yitiren kişi çaresizlik içine düşebilir; artık hiçbir şeyin değerinin kalmadığını düşünür, geleceği anlamsız bulur, günlük yaşamdan tat almaz. Bu dönemde kişinin durgunlaştığı ve içekapandığı da gözlenir.

Çoğu vakada bu belirtiler zamanla kendiliğinden geçer. Ancak ölüm acısının şaşılacak kadar uzun sürmesi de olanaklıdır. Bazen de psikiyatrik yardım gerekli olur.

Çocuklar söz konusu olduğunda, acının hafifletilmesi için özel yardım göstermek gerekir. Çocuğa, anlayabildiği kadarıyla gerçek anlatılmalıdır; tersi, yitirilen kişinin yokluğuna kendince (bu zararlı olabilir) bir açıklama getirmesine yol açabilir.

Çocukların duygularını açığa vurmaları sağlanmalıdır. Yakınını yitiren çocuk, kendini terk edilmiş gibi hissettiğinden, kızgınlık da duyabilir. Hissettiklerinin yoğunluğundan korkabileceğinden, yanında sakin bir yetişkinin bulunması, rahatlamasını sağlar.

Ayrıca günlük yaşamının eskisi gibi olmasına çalışılmalıdır. Büyük değişiklikler, yaşadığı şokun üstesinden gelmesini güçleştirir.

Benzer yazılar

yorum yok

Yorum yaz