Olgunlaşmamış Kişilik ve Kişilik Bozukluğu

19 Aralık 2017
kisilik-bozuklugu

Bazı insanlar, bir güçlükle karşılaştıklarında toyca davranışlarda bulunurlar. Aileleri ve arkadaştan bu kişileri ruhsal gelişmelerini tamamlamalarına yardımcı olmalıdırlar

Yeterince olgun olmadığını düşündüğümüz bazı yetişkinler, aslında genellikle duygusal bakımdan çocuksu kişilerdir.

Çoğunlukla anne-babalarına ya da eşlerine bağımlıdırlar. Kendilerine güvenleri yoktur ama yeteneklerini geliştirmek yerine çok garip başkaldırı girişimleriyle bağımsızlıklarını ortaya koymaya çalışırlar. Küçük çocuklar gibi, eylemlerinin kabul edilemezliğine karşın, yakınlarından tam bir sevgi ve destek beklerler.

Yine de, olgunlaşmamış kişilik çoğu kez dikkatle gizlenir. Yalnızca söz konusu kişilerin yakınlarınca bilinir ya da stres anlarında açığa çıkar. Bu tip insanlar, duyarlı ve kolay incinir görünürler, ama bu duyarlılığın yalnız kendi duygularına ilişkin olduğunun fark edilmesi kolay değildir.

Olgun kişinin, insanlar ve olaylar karşısında belli bir hoşgörüsü vardır. Kabul edemeyecekleri bir olay olduğunda, bütün enerjileriyle ya ona katlanmaya ya da değiştirmek için çaba göstermeye çalışırlar. Olgunlaşmamış insan ise, tam tersine yalnız yakınır. Deneyimlerinden pek ders almadığı gibi, ileriye yönelik planlar yapma konusunda da zorlanır.

Bazı insanlar yaşantılarının her evresinde olgun kalabilirken, bazılarının çocuksu, toyca davranışlara girişmesini nedenim açıklamaya yönelik çeşitli ki ramlar vardır. Ama çocukluğu sürekli bir güven ve sevgi ortamında geçmiş kişilerin yaşamın her döneminden gerekli dersleri çıkararak olgunlaşabildiği kesindir.

Ömrün ilk yılları ne kadar olumsuz geçtiyse, gelecekteki duygusal gelişmenin temelleri o kadar çürük atılmış demektir. Temel duygu ve gereksinimler doyuma ulaşmamış kişiler, çocuksu akıl dışı davranışlara sığınırlar.

Kuşkusuz, herkeste farklı olan kişiliğin büyük önemi vardır. Bazı çocukla güvenli ve sevecen bir onamda yetişmiş de olsalar, yaşamları boyunca çeşitli ruh sal güçlükleri yaşarken, çocukluğu olumsuz koşullarda geçmiş bazı insanlar, bu güçlüklerin üstesinden gelme konusunda büyük bir başarı gösterirler.

Anne-babalar için ipuçları

Bir çocuğun ruhsal gelişmesinin temelleri, büyük ölçüde, beş yaşına kadar -ki dönemde atılır. Bu nedenle okul öncesi çağ yaşamsal önem taşır. Çocuk, iki buçuk ile dört yaşları arasında, ben-merkezli küçük bir bebek olmaktan çıkıp, insanları tek tek bireyler olarak kavramaya başlar.

Çocuklar, farklı hızlarda olgunlaşırlar ve genel olarak, her şeyi ancak hazır olduklarında yaptıkları söylenebilir. Yine de anne-babaların dikkat edeceği bazı noktalar vardır. Sözgelimi dört yaşından sonra da düzenli olarak altını ıslatması ya da akıcı konuşmayı öğrenmesine karşılık normal dili kullanmasını önleyecek biçimde bebek konuşmasında ısrar etmesi, ciddi durumlardır. Yedi-sekiz yaştan sonra annesinin eteğinin dibinden ayrılmaması, parmak emme gibi obsesif davranışları sürdürmesi ya da olağandışı sinirli olması, içinde yaşadığı dünyaya karşı tedirginlik hissettiğini gösterir. Büyüdükçe tedirginliği artan çocuk, bebekliğin rahat dünyasını yeğler. Bazen bu dönemde bir

Psikoloğun yardımı, sorunun çözülmesini de ileride ortaya çıkabilecek sıkıntıların engellenmesini sağlayabilir .

Anne-babalar, çocuklarının sorunlarının, onlara verdikleri eğitimin orunlu sonuçları olduğunu düşünmemeli ve uzmanlardan yardım istemekten çekinmemelilerdir. Ne kadar iyi niyetli olursak olalım, hepimiz yanlış yaparız. Ayrıca her çocuğun bir kişiliği olduğu ve çeşitli durumlara kendi bireysel tarzına göre tepki gösterdiği de unutulmamalıdır.

Olgunlaşmamış kişilik yetişkinleri, kumar düşkünlüğü, alkolizm ya da aşırı yeme gibi birtakım yıkıcı alışkanlıklara ya da kaçış davranışlarına sürüklediğinde, grup terapisi yararlı olur. Katılanlar sorunlarını konuşup paylaşırlar; birbirlerine deste olur, deneylerini aktararak sorunlarının üstesinden gelmeyi öğrenirler.

Benzer yazılar

yorum yok

Yorum yaz