Sosyal Sıhhiye

Koroner Damar Trombozu

25 Aralık 2018
koronerdamartikanikligi

Koroner damar trombozunun, başka bir deyişle kalp krizinin ne olduğu ve böyle bir rahatsızlık geçirmiş kişilerin eskisi gibi hareketli yaşamlar sürdürüp sürdüremeyeceği sık sık merak edilir. Tıbbın bu konuda sağladığı ilerlemeler son derece yüz güldürücü olmakla birlikte, korunmanın, tedaviden iyi olduğu akıldan çıkarılmamalıdır.

Koroner damarlar,kalbi besleyen da­marlardır. Bu damarlarda, “aterom plakları” denen ve özellikle aşırı gergin­lik (stres), hareketsizlik, sigara ve sağ­lıksız beslenmeye bağlı olarak gelişen yağ birikintileriyle kısmi ya da tam tıkanmalar oldukça sık görülür.

Kalp krizinin nedeni koroner damar­ların tıkanmasıdır ve Batı ülkelerindeki ölüm nedenlerinin başında, koroner damar hastalıkları gelir.

Üç önemli damar

Kastan yapılmış bir torbaya benzetilebilen kalp, bedenin her yerine kan pompalar. Öteki kaslar gibi, işlevini sürdürebilmesi için oksijen ve besine gerek­sinimi vardır. Kalbin beslenmesi sol ve sağ koroner damarlarla olur. Bunlar, bedenin ana atardamarı olan aorttan çı­karlar.

Sol koroner damar aorttan ayrıldık­tan hemen sonra iki büyük dal verir. İşte bu yüzden kalbi besleyen damarların sayısı, bir sağ ve iki sol olmak üzere, üç tanedir. Bunlar kalbi çepeçevre dolaş­tıktan sonra derinlere inerek, kalbin her yanının kanlanmasını sağlarlar.

Damar hastalığının oluşma biçimi, pek az sayıdaki vakanın dışında aşağı yukarı hep aynıdır. Damar çeperlerin­de yağlı madde birikir ve damar çapını daraltarak, tıkanma tehlikesi yaratır.

Bu hastalıktan özellikle koroner da­marların etkilenmesinin nedeni, kalple birlikte sürekli hareket halinde bulunmaları ve bu zorlanma ve gerilmeler so­nucu aterom plaklarının birikmesine özellikle elverişli olmalarıdır.

Kalp krizi

Koroner damarın bütünüyle tıkandı­ğı durumlarda, damarın beslediği kas bölgesi kan alamaz. Hasta saatlerce, hatta günlerce süren dayanılmaz şiddet­te ağrılardan yakınır. Aynca, soluk dar­lığı, soğuk terleme, çarpıntı ve solukluk vardır. Bu hastaların yüzde 85’i iyileşir, ama bazılarında oldukça tehlikeli olan ikinci krizler görülür.

Krizden sonra, etkilenen kalp bölge­si nedbeleşerek (‘miyokardiyal enfarkt alanı’denir) iyileşmeye başlar. O bölge­deki kalp kası bir daha çalışmayacak­tır, ama dikkatli bir tedaviden sonra hastaların çoğu eskisi gibi sağlıklı ve et­kin bir yaşam sürebilir.

Tıkanma (tromboz), kan pıhtısıyla oluşur. Aterom plağı damarı daraltarak kan akışının yavaşlamasına yol açar; bu yavaşlamanın sonucu olarak da kanın kıvamını koyulaştırıcı, yani pıhtılaştırıcı mekanizmalar devreye girerek, damarı tıkayan pıhtıyı ortaya çıkarır. İşte bu yüzden kalp krizine, “koroner trombozu” da denir.

Göğüs anjini

Koroner damar hastalıklarının orta­ya çıkarttığı bir başka sorun da göğüs anjinidir (anjina pektoris). Kısmi tıkanmalarda, aşırı hareket söz konusu olma­dıkça kalp, normal işlevini sürdürebilir, ama hareket sırasında artan kan gerek­sinimini karşılayamaz.

İşte, kalbin yeterince beslenememesi, yani kendisini besleyen damarların ta­şıdığı kandaki bu göreceli azalma, ko­la, omuza ya da çeneye yayılan tipik gö­ğüs ağrısına neden olur. Genellikle, zor­lama ya da heyecanlanma sonucu baş­lar ve yalnızca birkaç dakika sürer. Gö­ğüs anjini olan hastalarda tam bir tıkan­mayla kalp krizi görülebileceği gibi, kalp krizi geçirmiş kişilerde de zaman zaman bu tip göğüs ağrıları olabilir.

Tedavi

Göğüs anjini, kalp krizi geçirmemiş hastalarda bile, hareketi son derece kı­sıtlayıcı bir hastalık olabilir. Şiddetli vakalarda ağrı, hastanın birkaç metre yü­rümesine bile izin vermeyecek düzeye erişir. Neyse ki, modern tedavi yöntemleri sayesinde bu belirtilerin önüne se­çilebilmektedir.

Doktorlar, bu yüzyılın ilk yarısından beri koroner damarları genişletici ilaç­lar kullanmaktadırlar. Hastanın genel­likle yanında taşıdığı bu ilaçlar, dilin al­tına konarak emilir ve kısa süre içinde ağrıyı durdurur. Ne yazık ki, bu ilaçla­rın krizden korunmada pek etkili olduk­ları söylenemez; etki süreleri birkaç da­kikayı geçmediği gibi, durumu düzelti­ci ya da iyileştirici bir etkileri de yok­tur.

Ancak, 1960’lı yılların ortalarında beta-blokerlenn bulunması, göğüs an­jini tedavisinde önemli adımların atıl­masını sağlamıştır. Adrenalinin beta et­kisinin önüne geçerek kalbin yükünü ve oksijen gereksinimini azaltan bu ilaçlar, sürekli bir biçimde alınarak, hem nöbet­lerin sayısını azaltır, hem de kalp kriz­lerini bir ölçüde önlerler.

Cerrahi girişimler

Koroner damar hastalıklarının cerrahi yöntemlerle tedavisinde, son 15 yıl içinde büyük ilerlemeler sağlanmıştır.

By-pass ameliyatında, cerrah önce ba­caktan bir toplardamar çıkartır; sonra da bu parçayı, kan geçişi sağlama amacıyla, hastalıklı damar ile aortu birleş­tirmek için kullanır.

Başarılı bir by-pass ameliyatı için çok ileri cerrahi teknikler gereklidir. Akta­rılacak damar parçasının bağlantı yerlerinin yüksek kan basıncına dayanıklı olması gerekir ve cerrahın ancak birkaç milimetrelik damarlarla çalıştığı göz önüne alındığında yapılan işin zorluğu ortaya çıkar.

Koroner damar cerrahisi, ancak son on yıldır yaygın olarak uygulanmasına karşılık, göğüs anjini ağrılarını gideren en etkili yoldur.

Tedavide karşılaşılan sorunlar

Koroner damarlardaki kan akışının azalma nedeni, hâlâ araştırma aşama­sındadır; ama, tıkanmanın aşağı yuka­rı her zaman aterom plağının bulundu­ğu durumlarda olduğu kesindir.

Kalp krizlerinden ölüm iki ana nede­ne bağlıdır. Birincisi, tıkanan damar ne­deniyle ölen kalp kasının, bütün kalbin çalışmasını durduracak kadar büyük bir ritm bozukluğuna yol açmasıdır. İkinci neden ise, çok fazla kalp kasının harap olması durumunda, kalbin kam bedenin her yanma pompalayacak güce sahip ol­mayışıdır.

Çok belirgin olmayan aritmiler (ritm bozukluğu) genellikle ilaç ya da elektrik şokuyla tedavi edilebilir. Ancak, kalp atışlarının iyice bozulduğu, kalbin çok yavaşladığı ya da durduğu (bu duruma ‘kalp bloku’ denir) vakalarda kalp pili takmakta yarar vardır.

Toplardamara ince bir tel sokulur ve kan akışı yönünde ilerletilerek kalbe ula­şılır. Telin öteki ucuna bağlanan pil ise hastanın göğsüne yerleştirilir. Düzenli aralıklarla elektrik uyarıları veren pil, kalbin istenen hızda kasılmasını sağlar.

İyileşme

Kalp krizi geçiren hastalar, bir-iki gün yoğun bakım biriminde kaldıktan son­ra servise alınır ve normal etkinliklerini sürdürecek güce erişir erişmez (bu genel­likle 10-15 gündür) hastaneden taburcu edilirler. Taburcu edilen hastalara her bakımdan normal yaşantılarını sürdür­meleri önerilir; çünkü tersi, yani kalbi “koruma” amacıyla hiç hareket edilme­mesi, kalp krizinin başlıca davetçisi ola­caktır.

Acaba siz da tehlikede misiniz?

  • Sigara içiyor musunuz? Günde 10 sigaradan fazla içmek, koroner hastalığa yakalanma olasılığını artırmaktadır.

Nikotinin damarları büzücü etkisinden dolayı, daralan damarlarda tromboz oluşması daha kolay olmaktadır

  • Kilonuz fazla mı? Yaş, boy ve cinse göre ayarlanan normal beden kilosunun yüzde 20 ya da 30’undan fazlaysanız, koroner hastalığa yakalanma olasılığınızın 2-3 kat fazla olduğunu bilin.

  • Stres? Uzun süredir iş ve aile baskısı altındaysanız, koroner hastalığa yakalanmanız hiç de uzak bir olasılık sayılmaz.

  • Bütün gün masa başında mı çalışıyorsunuz? Masa başına bağımlı olan kişiler, yeterli derecede hareket etmediklerinden, koroner hastalığa yakalanma açısından, hareketli kişilere göre çok daha büyük bir tehlike içindedirler.

  • Yüksek kolesterol düzeyi? Bol miktarda hayvansal yağlar ya da sütlü besinler içeren bir diyet uyguluyorsanız. oldukça tehlikedesiniz demektir ve en kısa zamanda beslenme biçiminizi değiştirmeniz gerekir.

  • Aile sağlığı öyküsü? Ailenizde koroner hastalık geçirmiş kişiler varsa, hemen paniğe kapılmayın, onların hasta oluşu sizin de hasta olacağınızı göstermez. Ama, doğru beslenmeye ve düzenli olarak egzersiz yapmaya daha çok özen göstermeniz gerekir.

Koroner damar hastalığından korunma

  • Doğru ve düzenli egzersiz yapın. Yüzme, yürüme ve koşma en idealleridir; ancak sakın uzun süre hareketsiz kaldıktan sonra bu biçimde yoğun bir çalışmaya başlamayın. Kendinizi alıştıra alıştıra başlayın ve herhangi bir kuşkunuz varsa hemen doktorunuza başvurun. Egzersiz sırasında yalnız yaptığınız hareketi düşünün; sorunlarınızı bir köşeye atın. Gün boyunca masa başında oturuyorsanız, sık sık ayağa kalkın; asansör yerine merdivenleri kullanın, arabayla gitmek yerine yürüyün ve sizin gibiler için hazırlanmış özel egzersiz programları konusunda bilgi edinmeye çalışın.

  • Düzenli beslenin. Hayvansal yağlar ile karbonhidrat gibi potansiyel olarak zararlı maddeleri azaltmaya çalışın.

Bu konuda, çeşitli sağlık merkezlerinden ve kitaplardan da gerekli bilgiyi edinebilirsiniz.

  • Ruhsal gerilimi azaltın. Stres aslında yaşantımızın bir parçasıdır ve bedenimiz bu yükü kaldıracak güce sahiptir. Ancak, işin yarattığı stresin yıllar boyunca sürekli olarak taşınması, aşırı bir yüktür ve bedenin bu kadar baskıyı kaldırması beklenemez.

Kaynak Kitap: Doktorumuz Ansiklopedisi

Benzer yazılar

yorum yok

Yorum yaz