Sosyal Sıhhiye

Körlük

24 Aralık 2018
korluk

Günümüzde, körlüğe yol açan pek çok durum tedavi edilebilmektedir ancak yine de ‘’karanlıkta’ ya da kısmi görüş sonucu “gölgede” yaşamak zorunda kalanların yaşamları, sayıları günden güne artan yardımcı araçlarla kolaylaştırılmaya çalışılmaktadır.

Tam körlük, yani görmenin iki göz­de de bütünüyle yitirilmesi, “kör” de­nilen kişilerin yalnızca yüzde beşinde söz konusudur. Çoğunda, “kısmi” görüş vardır. Böyleleri, bir otomobil plakası­nı ancak bir metreden okuyabilecek durumda olabilecekleri gibi, ışık ve gölgeden fazlasını göremeyecek ya da burunlarının dibine sokulmuş parmak­ları ancak sayabilecek durumda da olabilirler.

Görme yitiminin nedenleri

Körlüğün ya da görme yitimin birçok tıbbi nedeni olabilir. Göz oldukça kar­maşık bir duyu organıdır. Dışarıda ‘görülen” her şey önce bir görüntüye, sonra da beyin tarafından yorumlana­cak olan sinir mesajlarına çevrilir. Göz ya da beyindeki sinir yollarım etkileye­cek herhangi bir yaralanma ya da has­talık, bu mesajların kesilmesiyle sonuçlanabilir.

Dünyanın her yerinde körlüğün ana yenlerinden biri katarakttır. Gözün saydam merceği geçirgenliğini yitirerek ışığın geçişini engeller ve görme azalır.

Katarakt çoğunlukla yaşlanmaya bağlı olarak gelişir; ama bazı hastalıklar ya da merceğin yaralanması da aynı duruma yol açabilir.

Bazı çocuklar kataraktlı doğarlar. Erişkinlerde de şeker hastalığına kata­rakt oluşumu eşlik edebilir. Katarakt görmede, merceğin çıkarılmasını gerek­tirecek kadar bozulmaya yol açtığında, ameliyata başvurulur. Ameliyatta mercek “dondurulup” dışarı alınır; yara son derecede ince ipliklerle kapatılır. Bazen göze yapay mercek takılır, ba­zen de kontaklens ya da gözlük kullanılır.

Çocuklarda körlük

Kör doğan çocukların ya doğuştan kataraktları ya da görme sistemlerinde ciddi bir bozukluk vardır. Katarakt cer­rahi yolla çıkarılabilirse de, gözün ha­fif titremesi anlamına gelen nistagmus, odaklamayı son derecede zorlaştırır.

Körlüğe yol açan enfeksiyonlar, ge­lişmiş ülkelerde ender rastlanılmalarına karşılık, dünyada körlüğün en yaygın nedenleri arasında yer alırlar.

Göz kapaklarının bir virüs hastalığı olan trahom, gelişmemiş tropikal böl­gelerde hâlâ yaygındır.

Gebe bir kadın kızamıkçık geçirecek olursa, çocuğunun katarakttı doğma olasılığı vardır. Aynı biçimde, kökeni pek bilinmeyen , toxoplasma gondi” adlı çok ufak bir asalak hastalığı da ço­cuğun kör doğmasıyla sonuçlanabilir.

Sokakta oynayan küçük çocuklara köpek salgısı bulaşması, “toxocara canis” adlı kurtçuk asalağının da bulaş­ması olasılığını yaratır. Toxocara canis’ in ağtabakada kronik iltihaplanmaya neden olduğu ve onun da gözleri etkile­diği bilinmektedir.

Yaşlanmanın etkileri

70 yaşın üstündeki kişilerde ağ tabaka bozuklukları (dejenerasyon) başlaya­bilir. Bütün ağ tabakanın ve özellikle ayrıntılı görmeyi sağlayan bölümün hüc­releri yaşlanıp ölürler. Bu durumun te­davisi yoktur, ama etkileri, görüntü büyütülerek azaltılabilir.

Elleri titremeyenler için büyüteç kul­lanmak her ne kadar iyi bir çözümse de bu, yaşlılar için çok da kolay değildir. Bu yüzden kitap ve dergi sayfalarını ka­palı devre televizyonla büyütüp ekrana verme konusunda çalışmalar yapılmaktadır.

Dekolman (ağ tabakanın sıyrılması) Sık rastlanan bir başka durumsa, ağ tabakanın sıyrılması, yani “dekolman” denilen durumdur. Bu aslında ağ taba­kanm, göz içinde, göz küresinin üstün­den ayrılabilecek birkaç hücre tabakasından oluşmasından ileri gelmektedir. Sıyrılma sonucu gözdeki sıvı ayrılma ye­rinin ardına sızarak, tabakanın yerine yapışmasını daha da güçleştirir.

Bu durumda ilk belirti, söz konusu gözde körlüktür. Aşağı yukarı hiç acı duyulmaz, yalnız, sanki görüntünün önüne bir perde inmiş gibi olur. Ağ tabakayı eski yerine tutturmak için mo­dern teknikler geliştirilmiştir. Lazerle ya da cerrahi yöntemlerle ağ tabaka ve göz küresi yeniden birleştirilerek hastanın görmesi sağlanır. Gençlerde göze gelen sert darbeler sonucunda da dekolman oluşabilmektedir.

Glokom

Yaşlılar, göz içi sıvısı basıncının art­tığı glokom hastalığına da daha yatkın­dırlar. Artan basıncın göz küresinde yarattığı gerilim, şiddetli bir ağrıya neden olur. Görme duyusuyla ilgili sinirler bas­kı altında kalıp bozulur. Akut vakalar­da göz içi basıncı apansızın artar. Göz kızarıp ağrır. Tedavi edilmezse görme bütünüyle ve kesin olarak yitirilir.

Kronik glokomdaysa basınç yavaş ya­vaş artacağından, hastalık belirtisiz ge­lişir. Görme alanının dış bölgeleri (çevresel görme) gittikçe yok olur ve sonun­da yalnızca, “tünel görüşü” (bir boru­dan bakıldığında borunun merkezinin çok iyi görülebilmesine karşılık, geri kalan bölgelerin görülmemesine benzer bir durum) kalır. Ameliyat ve ilaçlar işe yarar, ama zamanında önlem almak da bir o kadar önemlidir. 60 ya­şın üstündeki kişilerin iki yılda bir, göz­lük değiştirecekleri zamanlarda, göz içi basıncını da ölçtürmesi gerekir. Glo­kom, gözde bir yaralanma ya da iltihaplanmadan sonra gençlerde de görülebi­lir.

Körlüğün öteki nedenleri

Görme (optik) siniri ya da beynin gör­me merkezini etkileyecek herhangi bir olayın sonucunda da körlük olabilir. Sinirdeki iltihaplanma, bir virüs enfeksi­yonu nedeniyle ya da metil alkol, kinin, kurşun ve arsenik zehirlenmelerinde (hatta çok fazla tütün kullanımına bağlı olarak) da ortaya çıkabilir. İltihaplan­ma “multipl skleroz” denilen sinir hastalığından ileri geliyorsa, ona, göz kü­relerinin hareketini sağlayan sinirlerin felci de eklenir ve çift görme başlar. Tedavinin nedene göre yapılması gerekir.

Görme merkezine gittiği yol üzerin­de optik sinire gelecek herhangi bir ba­sınç, görüşün kısmen yitirilmesiyle sonuçlanır. Bir tümör, kanama ya da ge­nişlemiş bir damar, uzmanlar tarafın­dan inceleme ve tedaviyi gerektirecek kadar karmaşık belirtilere neden olabi­lir.

Ağ tabakannz kanla beslenmesinin en­gellenmesine bağlı akut körlükler ço­ğunlukla tek gözde oluşur. Ağ tabakayı besleyen atardamardaki bir pıhtı o göz­de apansız bir körlüğe yol açar. O gö­zün iyileşme şansı pek yoktur, ama yapılacak tedaviyle aynı durumun sağlam gözde de oluşması önlenebilir.

Ağ tabakadan gelen toplardamardaki pıhtı da da körlüğe yol açar; ancak, gör­me birkaç hafta içinde yeniden kazanı­lır. Böyle bir durumun bir daha oluşma­sını önlemek için, bu olaydan sonra antikoagulan (pıhtılaşmayı önlemeye yönelik) tedaviye başlamak gerekir.

Şeker hastalığı, böbrek yetmezliği ve aşırı hipertansiyon da ince kılcallarda yırtılmalara ve protein sızmalarıyla ağ tabakaya zarar veren hastalıklardır. Ke­sin bir tedavisi olmamakla birlikte, la­zer ışınlarıyla hastalıklı alanlar yakılarak, sağlam kalan ağ tabakanm işlevini yapmasını sağlama yoluyla, az da olsa daha iyi bir görme elde edilebilir.

Işığa duyarlı ağtabakanm üzerinde le­kelerin oluşmaya başladığı retirıitis pigmentosa, ne yazık ki aileden gelen bir hastalıktır. Glokomda olduğu gibi “tü­nel görüşü” yapar. Ayrıca, ağ tabakanm dış bölgeleri gece görmesiyle ilintili olduğundan, karanlıkta görme de güçle­şir. Bu hastalığın tedavisi henüz bulu­namamıştır ve çoğunlukla 50 yaş dolayında tam körlükle sonuçlanmasının önüne geçilemez.

Karanlıkta yaşamak Bütünüyle kör olanlar, “tam” karan­lıkta yaşadıklarından, belleklerinden, dokunma ile koku duyularından ve ses­lerden yararlanırlar. Zamanla bu duyu­ları belirgin biçimde gelişir. Doğuştan kör çocukların durumlarına uyum gös­termeleri doğal gelişmelerinin bir parça­sıdır. Ancak sonradan kör olanların uyum göstermeleri zaman alır.

Bazı körler anlayışlı bir eş ya da dos­tun (ya da özel olarak eğitilmiş bir kö­peğin) yardımıyla oldukça bağımsız bir yaşam sürdürmeyi başarırlar. Ötekiler­se kurum bakımına gereksinim duyar­lar.

Braille sistemi Yaklaşık yüzyıl önce geliştirilen Bra­ille sistemi, çok basit ve akıllıca bir yön­temdir. Sistem 1809’da Paris’te doğan Louis Braille adlı bir Fransız tarafından bulunmuştur. Babası ayakkabı tamircisi olan Braille, küçüklüğünde, babasının aletleriyle bir kaza sonucu kör olmuş­tu. Bu okuma sistemini geliştirdi ve ay­nı zamanda, çok iyi bir müzisyen oldu.

Braille’in yöntemi kabarık noktalara dayanır. Harfler hep 6 noktadan oluşan temel bir kalıbın çeşitlemeleridir. Her nokta grubu bir harfin, biçimin ya da bir noktalama işaretinin karşılığıdır ve harfler parmak uçlarıyla hissedilerek okunur. Birinci derece Braille’de her sözcük harf harf yazılmıştır, dolayısıyla okunması zaman alır. 2. derece Braille’deyse çeşitli kısaltmalar ve örneklerle okuyuş hızlandırıldığından, en çok bu sistem kullanılır. Artık uzmanlaşmış olanlar içinse, 3. derece Braille ve Braille steno­su da vardır. Braille harfleri araç ve ge­reçlerde, hatta haritalarda ve elektronik devrelerde bile kullanılabilir. Braille ya­zısı bir daktiloyla yazılır.

Kaynak Kitap: Doktorumuz Ansiklopedisi

Benzer yazılar

yorum yok

Yorum yaz