Sosyal Sıhhiye

Konuşma Yetisi

13 Aralık 2018
konusma

Herhangi bir nedenle sesini yitirmiş olanlar, iletişim kuramamanın, insanı ne kadar çaresiz bırakan bir durum olduğunu bilirler. Konuşma insanın en gerekli, en değerli yetilerinden biridir.

Konuşma, insan bedeninin gerçekleş­tirdiği en ince ve en karmaşık işler­den biridir. Konuşma ve anlama beynin denetimi altındadır. Beyin kabuğundaki “konuşma merkezleri” adı verilen böl­gelerde sözcükler “deşifre” edilir ve sinyaller ile “emirler” konuşmanın gerçek­leştirilmesi için, akciğerler ile ağız ve bo­ğazdaki yüzlerce kasa ulaştırılır. Bütün bu karmaşık denetim sistemi doğuştan taşıdığımız bir yetimizdir ama konuş­mayı ve çıkardığımız sesleri anne- babamız ile büyüdüğümüz çevredeki in­sanlardan öğreniriz.

Her çocuk konuşmaya çevresindeki sesleri taklit etmekle başlar.

Düşünme ve konuşma

Beyinkabuğu iki bölüme ayrılır: Sağ ve sol yarıyuvar. Konuşma ve konuş­mayla ilgili işlevler genellikle bir yarıyuvarda toplanmıştır. Sağ elini kullanan kişide bu sol yarıyuvarda, solak birisin­de ise sağ yarıyuvardadır. Beynin bu bölgesi, “motor konuşma alanı (merke­zi)’’ ve “duysal konuşma alanı (merke­zi)’’ olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Mo­tor alan ağız ve boğaz kaslarını denet­leme işlevini, duysal alan da kulak sinir­leriyle gelen ses sinyallerinin yorumunu üstlenmiştir. Ayrıca bu alanların yanın­da işitmeyi (çevremizdekilerin söyledik­lerine anlam kazandırmamız), görmeyi (yazılı sözcükleri anlamamız) ve yazar­ken, bir müzik aleti çalarken gerçek­leştirdiğimiz karmaşık el hareketlerini düzenleyen alanlar da vardır.

Konuşma son derece karmaşık bir sü­reçtir. Karşımızdaki kişi konuştuğunda ilk olarak beyin kabuğundaki işitme merkezi, kulaklarımızdan gelen karma­şık işitme sinyallerini tanır. Duysal alan sözcüklerin şifresini çözer ve böylece beynin öteki alanları devreye girip söz­cüklerin anlamlandırılmasını ve bir ya­nıtın oluşturulmasını sağlar.

Yanıt hazırlandığında, beynin motor alanı ve beyin sapı devreye girer. Beyin sapı, akciğer hareketiyle ilgili olan kaburgalararası kaslarla, giren ve çıkan havanın basıncını belirleyen karın kas­larını denetler. Akciğerlerden hava çıkarken, motor alan ses tellerine sinyal göndererek, hava akışının hareketiyle tellerin titreşip ses çıkarmasını sağlar. Soluk verme sırasında akciğerlere uygu­lanan basınç miktarı, ses tellerinin üs­tünden geçen havanın hızını ayarlar. Havanın hızı arttıkça, daha yüksek per­deden ses çıkarılır. Fısıltıyla konuşma­da ses telleri birbirinden ayrı durup titreşmez, yalnız havanın sürtündüğü yü­zey olarak işlev görürler. Sözcüklerin bi­çim kazanmasıysa, beynin denetimi altında, dil, yumuşak damak ve dilin ha­reketleriyle gerçekleşir.

Konuşma seslerinin oluşturulması Ses tellerince oluşturulan basit bir sesin anlamlı bir sözcüğe dönüştürülme­sinde dudaklar, dil, yumuşakdamak ve titreşim yaratan boşluklar rol oynar. Titreşim yaratan boşluklar ağız, burun, yutak ve (daha az ölçüde) göğüs kafesi­dir.

Bütün bu yapıların denetimi, bir ara­da ve inanılmaz bir hızda çalışan yüz­lerce kasla sağlanır. Kısaca, konuşma­nın sesli harfler ile sessiz harflerden oluştuğu söylenebilir.

Ağızdaki ve solunum sistemindeki çe-şitli boşlukların titreşim kalitesi, sesin özgünlüğünü sağlar. Sözgelimi “burun sesleri” de denilebiien m , n sesleri, burundaki serbest titreşime dayanır. Konuşurken burnun sıkılmasıyla orta­ya çıkan gülünç etki, burna giren hava­nın konuşmamıza nasıl bütünlük ve açıklık kazandırdığının kanıtıdır. Her insanın burun, ağız ve göğüs yapısı fark­lı olduğundan, sesi de farklıdır.

Kafatası da konuşurken titreşir; ko­nuştuklarımızı, kulaklarımız aracılığıyla olduğu kadar kafatası kemiklerimiz yoluyla da işitiriz (‘işitmede kemik yolu’).

Sesimizi teypten dinlediğimizde farklı bulmamızın nedeni budur. Teypte, “ke­mik yolu’’yoktur, ses kulaklarımıza yalnızca hava yoluyla iletilir.

Konuşmanın öğrenilmesi

Çocukların konuşmayı öğrenme hızı farklılık gösterşe de bütün çocuklarda ko­nuşmanın gelişmesine ilişkin aynı temel öğelere rastlanır. Doğumdan sonraki üç ve dördüncü aylara kadar bebeğin çıkardığı seslerin çoğu ağlamaya ilişkin­dir. Bu dönemden sonraysa bebek, ko­nuşmaya benzer sesler çıkarır. Bu ses­ler, farklı uluslardan bebeklerde, hatta sa­ğır bebeklerde bile aynıdır.

Dört aylıkken konuşmaya benzer ses­ler çıkaran bebek, onuncu aya doğru duyduğu sesleri taklit etmeye başlar. Genellikle on ikinci aya kadar da ilk sözcükleri oluşturur. Bu basit sözcük­ler ya bebeğin çevresinde gördüğü nesnelerin adıdır ya da bebeğin bir şey is­tediğini anlatan sözcüklerdir. 12.-18. ay­lar arasında, 6-20 kadar tanınabilir sözcük kullanabilen çocuk, oyun sırasında ahenkli ve hızlı bir biçimde konuşur gibi sesler çıkarır.

İki yaşından başlayarak dilin yapılan­ması başlar ve iki ya da daha fazla söz­cük dizileri kullanılır. Çocuk aynı za­manda sözcük gruplarının deyim olarak anlamını da kavramaya başlar. Üç ya­şından beş yaşma kadar çocuk, daha açık anlamlar taşıyan daha uzun cüm­leler kurmaya başlar ve yavaş yavaş dil­bilgisi kurallarına uyar. Okul yaşın­dan başlayarak konuşmanın gelişmesi, sözcük bilgisi ile dilbilgisinin daha sis­temli bir biçimde öğrenilmesiyle ilerler. Sahip olduğumuz en değerli özellikleri­mizden biri de meraktır. Bunun en iyi kanıtı ise çocukların, her geçen gün ye­ni sözcük ve cümleler öğrenmeleridir.

Konuşma bozuklukları

Konuşma sürecinin oldukça karmaşık olması, başka bir deyişle beynin birçok alanım kapsaması, solunum ve ses ile konuşmanın gerçekleşmesini sağlayan birçok kasın denetimini içermesi nede­niyle, konuşma sorunları da aynı ölçü­de karmaşık olabilir.

Konuşmaya ilişkin sorunlar altı ana gruba ayrılabilir: Sese ilişkin sorunlar (gırtlak ve bölümlerinin hastalıkları), sesin oluşturulmasındaki sorunlar; beynin konuşma alanlarının hasar görmesi; ağız yapısındaki bozukluk; sağırlık; sağırlığa bağlı sorunlar.

Konuşmanın oluşturulması (beyinde), konuşma sırasında devreye girecek olan beden bölümleriyle ilişkinin kurulması (sinir ağı boyunca) ya da emirleri yürür­lüğe koyma (kaslarda) aşamalarından herhangi birindeki bir aksaklık, konuş­ma bozukluğu yapabilir.

Sinir sistemi hastalıkları “dizartri” adı verilen türden bir konuşma bozuk­luğuna yol açabilir (spastisite’de ve ko- re’de olduğu gibi)! Sağırlık da, çocuğun çevresinden öğrenebileceği dili duyma­da engel yaratması nedeniyle konuşma­maya neden olabilir. Eğer doğuştan sa­ğırlık söz konusuysa konuşma tedavisin­de görsel yöntemlerden yararlanılır.

Sözü edilen örneklerde, konuşma iş­leviyle ilgili farklı alanlardaki sorunlar söz konusudur, bütün konuşma bozukluklarında tedavi, bozukluğa yol açan nedene dayanır. Bu nedenle de bir ko­nuşma bozukluğu söz konusu olduğun­da, nedenin saptanmasında nöroloji ve psikiyatri uzmanlarının ve konuşma sü­recinde rolü olan beden bölümleriyle il­gili başka uzmanların konsültasyonu ge­rekebilir. Aynı biçimde tedavide de, bir­ çok uzmanın işbirliği gerekebilir.

Çocuklarda görülen konuşmaya ilişkin sorunların çoğu genellikle geçici, önem­siz sorunlardır. Söz gelimi kimi çocukla­rın yaşıtlarına oranla konuşmada biraz gecikmesi ya da peltek konuşması sık gö­rülen durumlardandır. Kuşkusuz, bir he­kime danışıp, nedeninin araştırılması gerekir.

Kaynak Kitap: Doktorumuz Ansiklopedisi

Benzer yazılar

yorum yok

Yorum yaz