Kompleks ve Kompülsiyonlar

8 Aralık 2018
Thoughtful woman at home - copyspace

Sık sık kompleks sözcüğünün kullanıldığını duyarız, ama tam olarak ne anlama geldiğini bilmeyiz. Kompülsiyon ise, yakından bildiğimiz, ancak terim olarak yabancısı olduğumuz bir durumdur.

Psikiyatri, birbirine bağlı olan bu anı­lar, inançlar, tutumlar, edimler yığını­na çeşitli adlar verir. Söz gelimi “Oedi­pus kompleksi” herkesçe bilinir. Psika­nalizin babası Freud ve onun izleyicile­ri, erkek çocuktaki anneye karşı bastırılmış cinsel ilişki isteğinin, dolayı­sıyla babayı kıskanmasının yarattığı he­yecanlar toplamına, mitolojik bir öyküden aldıkları bu adı vermişlerdir.

Freud’a göre her çocukta belli bir dö­nemde var olan Oedipus kompleksi, ruhsal bakımdan yetişkinliğe geçiş sıra­sında “çözülür”. Oedipus kompleksini kastrasyorı (hadım edilme) kompleksi (annesini arzulayan çocuğun babası tarafından cinsel organının kesileceği kor­kusu) izler. Ne var ki, bu düşüncelerle gerçeklik arasında büyük bir fark vardır. Bu tip eğilimler gösteren çocukla­rın sayısı son derece azdır.

İyi bilinen ve belki kolayca fark edi­lebilecek bir kompleks ise, Alfred Adler’in tanımladığı “aşağılık kompleksi ”dir. Adler’e göre insanın ba­şarı kazanma ve elde etme konusunda­ki evrensel eğilimi, çocukluk çağlarında yaşadığı düş kırıklıklarının kaçınılmaz sonucu olarak beliren aşağılık duygu­suyla gölgelenmektedir.

Aşağılık duygusundaki yetersizlik inancının aşırılaşarak benliğim küçük görmeye ve değersizlik duygularına dönüşmesi ile özgüven gereksinimiyle düş kırıklığı korkusunun çatışmasından doğan aşağılık kompleksi ise, kişinin gerçekliğe uymakta güçlük çekmesine yol açar. Kompleks oluşumunun izlediği yol bir bakıma şöyledir: Çocukluğumuz- bizden daha güçlü olan anne- babalarımız ile başkalarının otoritesine boyun eğmekle geçer. Dolayısıyla çoğu­muz çevremizdekilere göre yetersiz, güç­süz olduğumuz duygusu ve ona ilişkin anılarla büyürüz. Ama bazı insanlarda bu anılar yetişkin yaşamlarında da et­kilerini sürdürürler.

Aşağılık kompleksi iki tepkiye neden olur. Kişi, ya eleştiriden ve onun yara­tabileceği anksiyeteden kaçma isteğiyle başkalarının iradelerine tam bir boyun eğme tavrı gösterir ya da tam tersine, aşın “üstünlük” taslar. Kendi önemini abartarak yetersizlik duygusunu başka­larının görmesini engeller.

Tedavi

Birçoğumuz olumsuz kompleksleri­mizin etkilerinden kolayca sıyrılırız. Ama tedirgin, endişeli yapıdaki bir ki­şinin tedavi görmesi gerekir.

Kompleksler, öğrenilirler. Onlarla birlikte doğduğumuza ilişkin hiçbir ka­nıt yoktur, “öğrenilmemiş’ olabilen anksiyetenin tersine, komplekslerin öğ­renilir olmaları, yarattıkları bir sorunun

Sık rastlanan kompleksler

Komplekslerin buyuk bölümünün psikoterapiyle tedavi edilebildiği unutulmamalıdır.

Anksiyete kompleksi: Bir konuda genel olarak aşırı anksiyeteli olma hali.

Kâbil kompleksi: Kardeşler arasında güçlü rekabet hattâ düşmanlık.

Kastrasyon kompleksi: Erkek çocuğun babası tarafından hadım edilme korkusu.

Elektra kompleksi: Kız çocuğun babasını baştan çıkarma arzusu.

Aşağılık kompleksi: Yetersizlik, kendini küçük görme ya da kibirle sonuçlanan aşırı küçüklük duygusu.

İokaste kompleksi: Annenin oğluna aşırı bağlılığı.

Lear kompleksi: Babanın kızına aşırı bağlılığı.

Oedipus kompleksi: Erkek çocuğun annesini arzulaması ve babasından nefret etmesi.

Perseküyson (eziyete uğrama) kompleksi:Kişinin, başkalarınca rahatsız edildiğine, eziyet edildiğine ilişkin güçlü bir inanca sahip olması.

Kompülsiyonlar

Kompülsiyon, anksiyeteyi gidermek için başvurulan ve genellikle yinelenerek yapılan bir davranış biçimidir. Belli bir durumda bütünüyle normal sayılabile­cek bir davranışın, uygunsuz ve yersiz de olsa yapılması ve yinelenmesi için duyulan bir iç zorlanımdır. Kişi kendini onu yapmaktan alıkoyamaz. Sözgeli­mi, evdeki bütün pencereleri ve kapı­ları kapamak böyle bir duygu olabilir. Kuşkusuz pencere ve kapıların kapatıl­ması hırsızlara karşı anlamlı bir önlem olabilir; ama kompülsiyonda, bu dav­ranışın birçok kez yinelenmesi, dahası içerideki kapıların da kapalı olup olmadığının kontrolü söz konusudur.

Kompülsiyonlar, çocuklukta edinilen batıl inançlardan da gelişebilir.

Aslında herkesin küçük kompülsi- yonları vardır. Bunlar^aşantının olağan biçimde sürdürülmesini engelleyecek ha­le gelmedikçe önem taşımaz. İnsan bir alışkanlıklar yaratığıdır ve herhangi bir değişiklik anksiyete düzeyini kolayca yükseltir. Bunun nedeni, değişiklik kar­şısında programlanmış davranışların akışına kendimizi bırakmak yerine, bi­raz da olsa ne yapmakta olduğunuzu düşünmek zorunda kalmamızdır.

Bu nedenle, işyerinden ayrılmadan önce kalem kutumuzu, çekmecelerimi­zi inceden inceye düzenlemek ya da ya­tağa girmeden önce oturma odasındaki yastıkları yerli yerine koymak gibi kü­çük “tören”lerimiz vardır. Bunlar ra­hatlık duygusu veren, huzursuzluğumu­zu hafifleten, zararsız davranışlardır. Ama sözgelimi olağan kapı, pencere, havagazı denetimi, evden bir türlü çıka­maz hale gelmemize yol açtığında; el te­mizliği, hiç durmadan el yıkamaya dönüştüğünde, çevreyi derleyip toparla­mak bir düzenlilik tutkusu olup çıktığın­da, yaşamın akışı bozulmaya başlar. Bu durumda kompülsiyonlann, zaman ge­çirmeden tedavi olanakları araştırılma­lıdır.

Kompülsiyon tedavileri genellikle ko­laydır. En etkili tedavi yöntemlerinden biri “sistemli duyarsızlaştırma” diye bilinenidir. Bir klinikte uygulanabilecek olan bu yöntemde hasta, “sakin ol” gibi bir sözü sürekli yineleyerek, önce üstün­deki gerginliği atıp gevşemeyi öğrenir. Sonra, ya gerçek yaşamda ya da hayalle kompülsif davranışı doğuran durumu yaşar.

Kaynak Kitap: Doktorumuz Ansiklopedisi

Benzer yazılar

yorum yok

Yorum yaz