Ketonlar

5 Haziran 2018

Ketonlar, enerji için beden yağlarını kullanmamıza yardımcı olan ve doktorlara sağlığımız konusunda önemli ipuçları veren maddelerdir.

Yedek enerjimizin nerdeyse hepsi yağ dokusu olarak depolanır ve bu, glikoz ile karbonhidratlarca oluşturulup geliş­tirilir. Beden işlevlerinin sürdürülmesi ve dokulara enerji sağlanması, kanda bel­li bir düzeyde glikoz (şeker) bulunma­sına bağlıdır. Eğer alman glikoz mikta­rı düşükse (sözgelimi rejim yaparken olacağı gibi) daha fazla glikoz sağlan­ması için proteinler ile karbonhidratlar parçalanırlar. Ama protein depolarımız (özellikle kaslar) kolayca tükeneceği için, dokuların çoğunda, yakıt olarak, yağ parçalanma ürünleri kullanılır. Bu parçalanma ürünlerine |’ketonlar” ya da “keton cisimleri” denir.

Nasıl kullanılırlar

Üç tip keton vardır: İki keton cismi (asetoasetik asit ve betahidroksibütirik asit) ve aseton. Yağların parçalanması­nın artık ürünü olan aseton, keton cisimleriyle birlikte üretilir, ama yararlı bir işlevi yoktur. Öte yandan keton cisim­leri, beden tarafından, enerji kaynağı olarak kullanılırlar.

Glikoz miktarı az olduğunda keton­lar, yağ dokusunda oluşup kan akımıy­la karaciğere taşınırlar. Orada keton ci­simlerine dönüştükten sonra dolaşıma salınırlar ve kaslar, kalp, beyin ve öte­ki organ ve dokular tarafından alınıp enerji elde etmek için kullanılırlar.

Sağlıkta ve hastalıkta

Dengeli bir yemekten sonraki birkaç saat boyunca kanda ketona rastlanmaz. Sabahları uyanma zamam, kanda ve id­rarda az miktarda keton bulunur.

Kilo vermek için yapılan bir rejim sı­rasında ya da aşırı besin kısıtlanmasın­da orta derecede bir ketozis ortaya çı­kar. Doğum ağrıları başlamış gebe kadınlarda da genellikle keton miktarı artar. Ama, kandaki yüksek keton dü­zeyi rahmin etkili bir biçimde kasılma yeteneğini bozarak doğumun başlama­sını geciktirebileceğinden, keton oluşu­munu önlemek için gebeye damar yo­luyla glikoz verilir.

Glikoz azsa, yağ dokusu parçalanıp yağ asitleri ortaya çıkarılır ve kan dola- şımıyla keton cisimlerinin oluştuğu ka­raciğere taşınır.

Kıkırdak, iskeletin, yaşamsal önemi olan bir bölümünü oluşturur. Başka birçok işlevinin yanı sıra, bronşları çevreler, burun ve kulaklara destek olur, kemikleri ve eklemleri örter. Zedelendiğinde de kendini kolayca onarır.

Kıkırdak, iskelet sisteminin yumuşak, dayanıklı ve esnek bir bölümüdür. Eriş­kinlerde eklemlerde ve kemik uçlarında bulunur; ama gelişmekte olan bir dölü- tün bütün iskeleti, daha sonra kemiğe dönüşecek kıkırdaktan oluşur. Aşın aşınma ve eskime söz konusu olduğun­da, özellikle omurlardaki ve dizlerdeki kıkırdaklar sorun yaratabilir.

Neredeyse bütün kemikler, önce kı­kırdak çubukları halindedir; kalsiyum ile öteki minerallerin çökmesiyle yavaş yavaş sertleşirler. “Kemikleşme” (ossi- fikasyon) denen bu süreç, dölüt yaşamı­nın üçüncü ya da dördüncü ayında baş­lar ve 21 yaşından önce tamamlanmaz, çünkü kıkırdak yalnızca kemik oluşumu için gerekli temeli oluşturmaz, aynı za­manda kemiğin büyümesini de sağlar. Erişkinlerde kıkırdak, iskeletin dayanıklılığın, yumuşaklığın ve esnekliğin en çok gerekli olduğu noktalarında varlı­ğını sürdürür.

Yapı

Kıkırdağın yapısı iskeletin her yerin­de aynı değildir, işlevine göre değişir. Bütün kıkırdaklar bir matriks, yani için­de hücrelerden ve kollajen ile elastin de­nen liflerden oluşan bir yapı içerirler. Liflerin yoğunluğu, kıkırdağın tipine göre değişir, ama bütün kıkırdakların ortak bir yanı kan damarı içermemeleridir. Onun yerine, kıkırdağın kılıfı (perikondrium) içinden yayınma yoluyla geçen besinlerle beslenir ve eklemi kap­layan zarlarca yapılan sinovya sıvısı sa­yesinde kaygan bir yüzey oluştururlar.

Farklı özelliklerine uygun olarak kı­kırdak dokusu üçe ayrılır: Hiyalirı (cam­sı), fıbrozOifsi) ve esnek.

Hiyalin kıkırdak, mavimsi beyaz, say­dam bir dokudur ve üç çeşit arasında en az hücre ve life sahip olanıdır. Var olan liflerinin hepsi kollajenden oluşmuştur.

Dölüt iskeletini oluşturan bu kıkırdak insanın 45 cm’den 1,80 m uzunluğunda bir erişkin haline gelmesini sağlayacak ölçüde büyüme yeteneğine sahiptir. Bü­yüme bittikten sonra hiyalin kıkırdak, kemiklerin uçlarında, eklem kemikleri­nin yüzeylerini kaplayan 1-2 mm kalın­lığında çok ince bir tabaka halinde var­lığını sürdürür.

Farklı işlevler

Hiyalin kıkırdak solunum sisteminde de bol bulunur. Burnun ucunu ve soluk borusu ile akciğerlere giden geniş boru­ları (bronşları) çevreleyen sert, ama es­nek halkalar oluşturur. Kaburgaların ucunda hiyalin kıkırdak parçaları, ka­burga ve göğüs kemiği arasındaki bağ­lantıyı oluşturur ve göğsün solunum sı­rasında genişleyip daralmasını sağlar.

Gırtlaktaki hiyalin kıkırdak hem des­tek sağlar, hem de sesin oluşumunda rol oynar. Kıkırdakların hareketiyle gırtlak­tan geçen hava miktarı ve böylece olu­şan sesin tonu denetlenir.

İkinci tip olan fibroz kıkırdak, hem esnek hem de basınca dayanıklı olma­sını sağlayan ve sert bir madde olan kol- lajen demetlerinden oluşmuştur. Bu iki özellik, fibroz kıkırdağın en çok bulun­duğu yerde, yani sırttaki omurga kemik­lerinin arasında çok işe yarar.

Omurgadaki her kemik, yani omur, bir sonraki kemikten fibroz kıkırdaktan oluşmuş bir diskle ayrılmıştır. Diskler sürtünmeye karşı koruyucu bir yastık oluştururlar ve iskeletindik durmasını sağlarlar. Her disk kıvamlı bir sıvı (öz) ile onu çevreleyen fibroz kıkırdaktan bir dış örtüden oluşur. Kaygan bir yüzeyi olan diskin kıkırdak bölümü kemikle­rin hareket sırasında aşınmasını önler­ken, öz, doğal bir şok soğurucu olarak görev yapar.

Fibroz kıkırdak, kemikler ile bağlar arasında yer alan sert bir bağlantı ola­rak da görev yapar; kalça kemiklerin­de, “sinfiz pubis” diye bilinen bir ek­lemde, karşılıklı iki kemiği bir araya ge­tirir. Kadınlarda bu kıkırdak özellikle önemlidir, gebelikte salgılanan hormon­larla bebeğin geçeceği kadar yumuşar.

Üçüncü kıkırdak çeşidi, yani esnek kı-kırdak, adını, yapısındaki kollajen lif- rastlanan bir sorundur. lerin yanı sıra yer alan elastin liflerden

alır. Elastin lifler esnek kıkırdağa değişik, sarı bir renk verirler. Güçlü ama bükülebilir esnek kıkırdak, besinler yutulurken hava yolu girişini kapatan doku parçası olan epiglotu oluşturur.

Esnek kıkırdak aynı zamanda dışkulağın esnek bölümünü oluşturur ve ortakulağa giden kanal ile kulağı gırtlağın kıkırdak disklerinin yırtılmasına neden arkasına bağlayan östaki borusu duvarlarına destek olur. Hiyalin kıkırdağın diskin biçimi bozulur. Fırlamış olan bo­yam sıra, esnek kıkırdak da gırtlağa deslüm sinirlere baskı yaparak sırt, bel ile tek oluşturan ve ses üreten bölümlerin bazen kalçalar, uyluklar ve bir bacakta yapısında yer alır.

Sorunlar ve tedavileri  

Diz ekleminde yarım ay biçimli iki kısa, ameliyat gerekir, kırdak (meniskler) bulunur. Bunların, Yaşlılıkta eklemler, kemiklerin uçlarını örten kıkırdağın yumuşaklığını yitirmesi nedeniyle sertleşirler. Bu çok fazladır. Kıkırdaklardan biri ya normaldir, ama “osteoartrit” denen da ikisi yırtılır ve parçalanmış uçları ek- hastalıkta kıkırdak ve altındaki kemik lem yüzeyinin arasında kalırsa, diz kit- parçası günden güne bozulur. Osteoartrit yalnızca bir yaşlılık hastalığı değildir;

Erkeklerde 20 kez daha fazla görülen sporcularda, kadınlarda ve fazla kiloları ve futbolcular arasında çok yaygın olan spor nedeniyle eklemlerine aşırı yük binen kişilerde de görülür. Ağrı kesiciler ağrıyı ve eklemleri rahatlatır.

Kaynak Kitap: Doktorumuz Ansiklopedisi

Benzer yazılar

yorum yok

Yorum yaz