Kanser Tedavisi

10 Mayıs 2018
kanser

Kanser, hücrelerin düzensiz bir biçim­de bölünmesidir. Bu tip bölünmenin na­sıl kanser oluşturduğunun anlaşılması için, önce normal hücrelerin nasıl geliş­tiğinin bilinmesi gerekir.

İnsan bedeni çok sayıda farklı doku­dan oluşmuştur: Deri; akciğer; karaci­ğer; vb. Bütün hücreler belirli bir düzen içindedirler, her dokunun özel bir hüc­re yapısı vardır ve her organın hüc­releri ötekilerden farklıdır. Sözgelimi bir deri hücresi ile bir karaciğer hücresi mikroskopla bakılarak birbirinden ayırt edilebilir.

Bütün dokuların hücreleri zamanla aşınıp yıpranır ve yerlerini hücre bölün­mesi yoluyla çoğalan yeni hücreler alır. Normal dokularda, sıkı denetim altın­da, eksilenlerin yerini alacak kadar hüc­re yapılması sağlanır; bir hücre, her bi­ri ötekinin eşi olan iki yeni hücre oluş­turacak biçimde ikiye bölünür. Yara olursa, hücre yapımı hızlanır, ama iyi­leşme tamamlanınca yeniden yavaşlar.

Buna karşılık kanser hücreleri, dene­timsiz bir biçimde bölünüp ürerler ve bu, tedavi uygulanmadıkça sürüp gider, öyle ki zamanla hücrelerin artmasından bir kütle oluşur ve kanser gözle görüle­bilecek hale gelir.
Hızlı üremelerinin yanı sıra, kanser hücreleri, düzenli bir yapı oluştura­maz, başka bir deyişle kaynaklandıkla­rı dokuyu iyi bir biçimde “taklit” ede­mezler. Bu nedenle oluşan doku kütlesi normal dokuya benzemez (oysa selim tümörler kaynaklandıkları dokuyu çok iyi ‘taklit’ ederler). Kanser, asalaklar gibi bulunduğu bedenden beslenir; ama oluşturduğu yapının işlevi yoktur.

Kanserler kaynaklandıkları hücreye göre sınıflandırılırlar. Bedenin örtü do­kusunu oluşturan hücrelerinden (deri ve bağırsaklar gibi) kaynaklananlara “karsinom ” denir. Bedenin içindeki de- , rin yapılardan (kıkırdak ve kemik gibi) kaynaklananlara ise “sarkom” denir.

Karsinomlara, sarkomlardan daha sık rastlanılmaktadır. Bu olgunun nedeni­nin, örtü dokusu hücrelerinin, sağlamlık­larını korumak için daha fazla bölünmek zorunda kalması olduğu sanılmaktadır.

Selim ve habis tümörler

Kanser, büyük korku uyandıran bir hastalıktır. Oysa erken tanı ve sürekli gelişen tedavi yöntemleriyle, pek çok durumda tam olarak geçirilebilmektedir

Bütün tümörler kanser değildir. Hep­sinde hücrelerin denetimsiz biçimde bö­lünmesine karşılık, bazıları selim, bazı- i lan habis, başka bir deyişle iyi ya da g kötü huylu olabilirler. Selim tümörler normal dokuları iterler, ama onların iç­lerine doğru büyümezler ve komşu do­kudan belirgin bir sınırla ayrılırlar. Ay­rıca mikroskopta incelendiklerinde çıktıkları dokuyu iyi taklit ettikleri görü­lür. Habis tümör hücreleri (kanser) ise, normal dokuların içine doğru büyürler;

Bilgisayarlı beyin tomografisi sonucunda hastanın beyninin “haritası” elde edilir.

İlaçlar verildikten sonra, hastanede te­davi uygulanabilir. Ama hastane teda­visi gerektirecek şiddette bulantı ender­dir.

Çeşitli sitotoksik ilaçların güvenli dozları artık bilinmektedir ve kan hüc­releri sayısında tehlikeli azalma eskiye oranla çok daha azdır. Yine de tedavi süresince düzenli olarak kan tahlilleri yapılmalıdır.

İlaç tedavisi yalnız iyice yayılmış kan­serlerde kullanılmaz; kemik iliğine etkisi nedeniyle,lösemi gibi kan kanserlerinde de yararlı olur. Öte yandan, Hodgkin hastalığı gibi bazı kanserler ilaç tedavi­sine, ışın tedavisinden daha iyi yanıt ve­rirler.

Bazı vakalarda, ameliyat veya da ışın tedavisinden sonra kanserin yinele­me eğilimi varsa, hiç belirti olmasa bile ilaç tedavisi uygulanabilir. Buna “yardımcı” (adjuvan) ilaç tedavisi de­nir ve meme ile çocukluk çağı kanserle­rinde uygulanır. Yöntemden umut veri­ci sonuçlar alınmış, ama bütün kanser hastalarına uygulanmasını haklı göstere­cek kadar kesin bir sonuca varılmamış­tır.

Hormon tedavisi

Hormonlar, kanda bulunan, dokula­rın gelişmesini ve metabolizmasını kont­rol eden kimyasal ileticilerdir. Rahim gi­bi hormonlara duyarlı organlarda geli­şen kanser dokusu, hormon mesajları­nı tanır ve onlara yanıt verir. Dolayısıyla hastaya baskılayıcı (hücrelere bölün­melerini durdurma komutu veren) bir hormon verilmesi, kanserin gelişmesini durdurur. Bu tür tedavi özellikle meme, rahim ve prostat kanserinde yararlıdır. En önemli üstünlüğü;yan etkilerinin az­lığıdır.

Interferon

interferon, bedenin virüs hastalıkla­rında ürettiği bir proteindir; etkisini an­tikora benzer bir biçimde gösterir. Kan­serin virüslerle ilişkili olduğu varsayımı, kanser tedavisinde kullanılmak için ge­liştirilmesine yol açmıştır. Ancak ne ya­zık ki interferon üretimi çok zordur ve çok fazla para gerektirmektedir. Bu yüzden, yatırımcıların ilgisini çekmek için yapılan propaganda, kamuoyunda interferonun kanserin kesin tedavisi ol­duğuna ilişkin bir kanının yerleşmesine neden olmuştur. Ne yazık ki, kanser üstünde etkili ol­masına karşılık, sitotoksik ilaçların ço­ğu kadar olumlu sonuçlar vermemekte­dir. Basın tarafından görmemezlikten gelinen bir gerçek de, oldukça toksik (zehirli) olduğudur.

Birleşik tedavi

Bir kanserin tedavisi için birden faz­la etkili tedavi yöntemi olduğundan, bunların birlikte kullanılması akıllıca olur. Sözgelimi bazı çocukluk çağı tü­mörleri ameliyatını bölgesel ışın te­davisi ve bir yıllık ilaç tedavisi izler. Baş ve boyun kanserlerinde de ilaç tedavisi­nin ardından bölgesel ışın tedavisi ya­pılır ve sonra kalan tümör parçası ame­liyatla alınır.

Bütün bedenin ışınlanması ve kemik iliği aktarımı

Son yıllarda insandan insana kemik iliği aktarımı yapılabilmektedir. Ama bu uygulamadan önce alıcının bütün bede­nine yüksek dozda ışınım verilmesi ge­rekmektedir. Günümüzde bu tedavi az görülen bazı kansızlık türlerinde ve kan kanserlerinde kullanılmaktadır.

Sonuç

Anormal hücrelerin normal dokular içine sızması sürecine kanser (Latince ‘yengeç’ demektir) denilmesi, yengecin istila etme özelliklerine benzetilmesi ne­deniyledir. İşte bu nedenle kanser dene­tim altına alınmazsa bütün bedene ya­yılıp, sonunda ölüme yol açabilmekte­dir.

Kötü huylu, yani habis tümörleri ta­nımlamak için tıpta genelikle ‘malin’ sözcüğü kullanılır.

Selim tümörler mikroskop altında in­celenirse, normal dokuya çok benzedik­leri görülür. Oldukça yavaş büyürler, genellikle zararsızdırlar, ama önemli bir bölgede gelişirlerse (akciğer gibi) tehli­keli olabilirler. îyi huylu tümörlerin ameliyatla alınması aşağı yukarı her za­man tam iyileşmeyle sonuçlanır.

Kanser hücrelerinin kökeni

Kanser hücreleri, bedenin normal hücrelerinden gelişirler ve bir tümör olu­şumunu başlatmak için bir tek hücre ye­terlidir. Ne var ki, normal bir hücrenin kanserli hücreye dönüşmesi, yıllar süren aşamalı bir süreçle gerçekleşir.

Radyasyona duyarlı aygıtlarla taranması kanserin saptanmasını sağlar. Pek çok organ bu biçimde incelenebilir, ama da­ha çok kemik ve karaciğer taraması ya­pılır.

Böylece hekim kanserin türü, gelişme aşaması ve ilerleyişi konusunda ayrın­tılı bilgi edinir. Bu bilgilerden yararla­narak da en etkili tedavi biçimini sap­tar.

Cerrahi

Kanser cerrahisi, bütün kanserli do­kuların alınmasını amaçlar. Kanserli hücrelerin hepsinin bedenden uzaklaş­tırılmasını sağlamak için, genellikle kan­serli doku ile birlikte çevresindeki sağ­lam dokudan genişçe bir alan ve yakı­nında bulunan lenf bezleri de alınır. Ameliyat sırasında komşu dokular ve organlar sıkı bir incelemeden geçirilir (sözgelimi karın ameliyatlarında kara­ciğere bakılır).

Tümör alındıktan sonra cerrah, has­tanın anatomik bütünlüğünü yeniden kurmaya çalışır. Ne yazık ki bazı du­rumlarda bu olanaklı değildir. Sözgeli­mi gödenbağırsağı kanseri ameliyatında, bağırsaklar için karın duvarında yeni bir çıkış noktası oluşturulması (kolostomi) gerekir.

Bazı durumlarda, inceleme yapmaya bile zaman olmaz ve hasta hemen ame­liyata alınır.

ameliyat, hem tanı hem tedavi amacıy­la uygulanır. Tek ameliyatla hem biyop­sinin yapıldığı hem de kanserin alındığı olur. Sözgelimi memedeki kütleden ameliyat sırasında alınan örnek incelen­diğinde kanser bulununca memenin alınması, sık başvurulan bir uygulama­dır.

Işın tedavisi

Işın tedavisinin (radyoterapi) amacı kanseri radyasyonla (ışınım) yok etmek­tir. Radyasyon, kanserli hücrenin gene­tik maddesine zarar vererek hücrenin üremesine engel olur, ama bu arada nor­mal hücrelere de zarar verir. Ancak be­denin olağanüstü onarım yeteneği saye­sinde, oldukça fazla dozda radyasyon (yavaş verme koşuluyla) güvenle verile­bilmektedir.

Işın tedavisi, duvarları ve döşemesi kalın, özel odalarda uygulanır. Bu yol­la radyasyon sızıntısı önlenerek hasta­ne personelinin güvenliği sağlanır. Has­ta, aygıtın altındaki özel bir yatağa ya­tar ve aygıt tümöre yöneltilir.

Tedaviden önce ışın tedavisi uzmanı, çeşitli ölçüler yaparak aygıtı yöneltece­ği en uygun açıyı saptar. Aygıt çalıştı­rılmadan önce görevliler odadan çıkar.

Tedavi süresince hastanın aynı duruşu koruması eok önemlidir. Işınlama bir­kaç dakika sürer, ağrısızdır, beş ya da altı hafta süreyle her gün uygulanır.

Işın tedâvisinin yan etkileri vardır, ama bunlar dikkatli tıbbi denetimle en aza indirilebilir. Tedavi gören alanın yı­kanmasından ve fırçalanmasından ka­çınılarak deride yara oluşması önlene­bilir. Ayrıca hastaya nemlendirici krem­ler verilebilir. Bulantı, kusma ve ishal karın boşluğunun ışınlanmasında orta­ya çıkabilecek sorunlardır ve genellikle ilaçlarla denetlenebilir.

Baş bölgesi ışınlanıyorsa saç dökül­mesi olabilir. Ancak, genellikle altı ay içinde saçlar, bazen rengi ve yapısı de­ğişmiş olsa da, yeniden çıkar. Akciğer­ler ile böbrekler gibi duyarlı organların dayanabileceği dozlar ise, artık çok iyi bilinmekte ve bu sınır aşılmamaktadır. Bu yüzden, bu bölgelerin zarar görme olasılığı çrtadan kalkmıştır. Tedavi ağrısızdır, hastanede yatmayan kanser­lilere de uygulanabilir.

Işın tedavisi, cerrahi tedavi gibi, yal­nız bir bölgede sınırlı kalmış tümörlere uygulanabilir. Işın tedavisiyle bazı kan­serler, ameliyata gerek kalmadan iyileş- tirilebilir. Bazı durumlarda da ışın teda­visi, başarıyı artırmak için, ameliyattan önce ya da sonra uygulanır.

Sitotoksik ilaç tedavisi (kemoterapi) Işın tedavisi, kanser çok yayılmışsa ve ikincil odaklar oluşmuşsa yeterli ve et­kili olmaz. Böyle durumlarda ilaç teda­visine başvurulur. İlaçlar, hücreyi etki­leyip genetik maddesine zarar vererek bölünmesini engellerler. Kanser ilaçları ilk kez hardal gazından geliştirilmiştir. Söz konusu gazla zehirlenen askerlerin kan sayımlarında düşük değerler bulu­nunca, bu gazın, kan hücrelerinin yapıl­dığı kemik iliğini etkileyerek, hücrelerin bölünmesini önlediği anlaşılmıştır.Tedavinin olanaksız olduğu durum­larda ise, ışın tedavisinden bazı belirti­leri (özellikle ağrı) gidermek için yarar­lanılır. Radyoaktif maddelerin doku içi- ne yerleştirilmesi de olanaklıdır. Bu yol­la çevredeki normal dokuya zarar ver­meden kanserli dokuya çok yüksek doz­da ışınım verilebilir. Bu tedavi biçimi, normal dokulara verilen zarar en düşük düzeyde tutulabildiği için idealdir, ama dil ve ağızdaki öteki küçük kanserler ve kadın üreme organları kanserleri gibi kolay ulaşılan tümörler dışındaki yerlere uygulanamaz.

Böylece, nitrojen mustard (hardal ga­zının içinde bulunan etkili madde) kan­serli hücreleri yok etmek için kanser hastalarına verilmiş ve sonuç başarılı bulunmuştur. Sonraki çalışmalarla ilaç tedavisinde ilerleme sağlanmış, pek çok yeni ve tehlikesiz ilaç bulunmuş, etkili ilaç bileşimleri geliştirilmiştir. Ama ne yazık ki bu ilaçlar bölünen hücrelerin hepsini etkilerler (bu nedenle sitotoksik [hücre zehri] adını alırlar).

Normal hücrelerin gördüğü zararı azaltmanın en iyi yolu, ilaçları tek se­ferde çok yüksek dozda vermektir. İkin­ci dozun yaklaşık üç haftalık bir aradan sonra verilmesiyle de normal hücrelere, iyileşmeleri için zaman bırakılır.

Bedenin en hızlı bölünen hücreleri de­ri, bağırsak ve kemik iliği hücreleridir. Dolayısıyla sitotoksik ilaçların yan et­kileri saç dökülmesi, bulantı ve kan hüc­releri sayısında azalmadır.

Sitotoksik ilaçların birkaçı saç dökül­mesine neden olur; ama tedavi bırakıl­dığında saçlar yeniden çıkar. Saç dökül­mesi olasılığı fazlaysa, hasta uyanlır ve peruk kullanması önerilir.

Sitotoksik ilaç enjeksiyonunun ardın­dan bazen bulantı da olur, ama genel­likle kısa sürer. Bulantıya karşı ilaç ve­rilebilir ya da çok şiddetliyse, yatıştırıcı verilir.

Günümüzün ileri tıp teknolojisi ile tam çok kolaylaşmıştır, sağdaki resimde beyni en ince ayrıntılarıyla tarayan tomografi tekniğinin uygulanışı görülmektedir.

Bilgisayarlı beyin tomografisi sonucunda hastanın beyninin “haritası” elde edilir.

ilaçlar verildikten sonra, hastanede te­davi uygulanabilir. Ama hastane teda­visi gerektirecek şiddette bulantı ender­dir.

Çeşitli sitotoksik ilaçların güvenli dozları artık bilinmektedir ve kan hüc­releri sayısında tehlikeli azalma eskiye oranla çok daha azdır. Yine de tedavi süresince düzenli olarak kan tahlilleri yapılmalıdır.

ilaç tedavisi yalnız iyice yayılmış kan­serlerde kullanılmaz; kemik iliğine etkisi nedeniyle, lösemi gibi kan kanserlerinde de yararlı olur. Öte yandan, Hodgkin hastalığı gibi bazı kanserler ilaç tedavi­sine, ışın tedavisinden daha iyi yanıt ve­rirler.

Bazı vakalarda, ameliyat veya da ışın tedavisinden sonra kanserin yinele­me eğilimi varsa, hiç belirti olmasa bile ilaç tedavisi uygulanabilir. Buna “yardımcı” (adjuvan) ilaç tedavisi de­nir ve meme ile çocukluk çağı kanserle­rinde uygulanır. Yöntemden umut veri­ci sonuçlar alınmış, ama bütün kanser hastalarına uygulanmasını haklı göstere­cek kadar kesin bir sonuca varılmamış­tır.

Kanserden korunmak için

  • Sigarayı bırakın

  • İçki kullanıyorsanız aşırıya kaçmayın

  • Ayda bir kez memelerinizi kontrol edip kütle olup olmadığını araştırın

  • Yılda en az bir kez “rahim boynu smear”i yaptırın

  • Dengeli beslenmeye özen gösterin

  • Açık tenliyseniz güneşte fazla kalmayın

  • Sürekli ağrı, kanama olduğunda ya da bir kütle hissettiğinizde doktora başvurun

Kanser nasıl yayılır

Kanseri tehlikeli kılan, kanser hücre­lerinin beden içinde yayılma özelliğidir. Kanser başlangıçta çevresindeki doku­lara yayılır; bölgesel hasar oluşturur ve zamanla ilk belirtileri örtaya çıkarır.

Daha sonra hücreler kanserli dokudan koparak doku sıvısına karışır. Bu sıvı, lenf sistemine, yani dokuların için­deki kanal ağına katılarak “lenf sıvısı” adını alır ve sonunda kana karışır. Bu yolculuk sırasında lenf sıvısı, ölü hüc­releri süzen ve iltihabın yayılmasını ön­leyici işlevi olan lenf bezlerinden geçer. Kanser hücreleri genellikle kanser oda­ğının en yakınındaki lenf bezlerinde tu­tulur ve çoğu ölür. Ancak, er geç bir ta­nesi canlı kalmayı başarır ve lenf bezi içinde üremeye başlayarak ikinci bir odak oluşturur.

Sonra, kanser hücreleri lenf bezlerin­den kan dolaşımına karışarak çeşitli or­ganlara (akciğer, karaciğer, kemikler, beyin gibi) taşınırlar. Bu hücrelerin ço­ğu ölür, ama birkaç tanesi yaşamını sür­dürerek ikincil odakları oluşturur.

Kanser daha çok orta yaşın ileri dö­nemlerinde ve yaşlılıkta olur. Sağlık hiz­metleri ve tıp bilimindeki ilerlemeler in­san ömrünü uzatmıştır. İşte Batı’da kanser sayısının artması, yaşam biçi­mindeki herhangi bir bozukluğa değil bu nedene bağlıdır.

Kuşkusuz, bazı kanser türlerinin ya­şam biçimiyle ilintisi vardır. Sigaraya bağlı kanserler bunun başlıca örneğidir.

Kanserin en yaygın türleri akciğer, bağırsak, mide, pankreas ve meme kan­seridir. Tıbbın ulaşmış olduğu düzeye

Resimde, kanser tedavisinde kullanılan yöntemlerden biri, “kobalt tedavisi” uygulanan bir hasta görülmektedir. Kobalt, yayılan kanser hücrelerini yok eder.

Çocuklarda ve gençlerde en sık görü­len türler kan kanseri, sarkomlar ve böbrek kanseridir. Neyse ki bu kanser türlerine sık rastlanmamaktadır ve son yıllarda tedavilerinde büyük gelişmeler sağlanmıştır. Kanserin nedeni bilinme­mektedir, ama iki temel “normalden sapma” saptanmıştır. Birincisi kanser hücrelerinin hücre bölünmesini denetle­yen normal etkilere bağlı olmamasıdır. İkincisi ise, bedenin, kanserin varlığına tepki göstermemesi, yani yabancı bir mikroorganizma gibi değerlendirip reddetmemesidir. Bu iki özellik kanserin yenilmesini güçleştirmektedir.

Kimyasal maddeler ve radyasyon gi­bi çevresel etkenlerin kansere yol açtığı düşünülmektedir; ama öteki olası etken­lerin sayısı da az değildir. Sözgelimi vi­rüs kuramına göre bir hücrenin virüsle enfekte olması hücrede bölünmeye yol açmaktadır.

Bağışıklık kuramında ise, normal ola­rak bedende sürekli anormal hücrelerin ortaya çıktığı ve bağışıklık sistemi tara­fından yok edildiği, ama kanserde bilinmeyen bazı nedenlerle savunma sistemi­nin bozulmasıyla anormal hücrelerin canlı kalarak kanser oluşturduğu öne sürül­mektedir.

Kimyasal kuram, bazı kimyasal mad­delerin (sözgelimi katran) laboratuvar hayvanlarının derisine sürüldüğünde kansere neden olmasından yola çıkar. Bu kimyasal maddeler tahriş edicidir ve hücrenin genetik yapısını değiştirererek kanser hücresine dönüştürebilir. Çok sayıda deneyle hayvanlarda kansere ne­den olan kimyasal maddelerden bazıla­rı saptanmış ve bunlara “karsinojen” adı verilmiştir. Bunların içinde en iyi bi­lineni tütün dumanıdır. Ama araştırma­lara karşın, yaygın kanser türlerinden çoğu için sorumlu karsinojenler henüz saptanamamıştır.

Radyasyonun hücrenin genetik yapı­sını değiştirdiği bilinmektedir. 1945’te Japonya’ya atılan atom bombasından yayılan radyasyonun yıllar sonra bile kansere neden olduğu görülmüştür.

Hiçbir kuramın tek başına kansere ilişkin bütün gerçekleri açıklayamama­sı, bu hastalığın, bazıları henüz bilinme­yen pek çok nedenden kaynaklandığını düşündürtmektedir.

Kaynak Kitap: Doktorumuz Ansiklopedisi

 

Benzer yazılar

yorum yok

Yorum yaz