K Vitamini Eksikliği ve Belirtiler

9 Mayıs 2018
vitamin_K_

K vitamini, kanın pıhtılaşmasını sağlar; eksikliği ender görülür; tedavisi de çoğunlukla basittir.

K vitamininin, çeşitli sebzelerde bu­lunan sarı bir yağ olan K ve bakteriler tarafından üretilen sarı mumsu bir mad­de olan K2 çeşitleri vardır. Kı vitaminini ıspanak ve yeşil lahana gibi yapraklı sebzelerden alsak bile, normal bir bes­lenme,gereksinimimizin ancak belli bir oranını sağlar. Kalanı, K2 vitamini ola­rak bağırsaklarımızda yaşayan bakteri­lerden geldiğinden, bedenimizde her an belli miktarlarda vitamin zaten bulun­maktadır. Bundan dolayı, sağlıklı kişi­lerde yetersiz beslenmeye bağlı K vita­mini eksikliği ender görülür.

K vitamini eksikliği

K vitamini, “pıhtılaşma faktörleri” olarak bilinen 13 ayrı faktörü üreten ka­raciğer tarafından kullanılır. Eksikliği, başta protrombin olmak üzere bunlar­dan üç tanesinin yapımında azalmayla sonuçlanır. Kanamada, kanın pıhtılaş­ma gücü zayıflar. Ufak kesikler şiddet­li kanamalara, hafif çarpmalar da bü­yük morarmalara neden olur. Ağır K vi­tamini eksikliklerinde ciddi, hattâ ölüm­cül kanamalar olabilir.

Kı ve K2 vitaminleri yağda çözündü­ğünden (yağda eriyip depolanabilirler), yağların sindirimini ve soğurulmasını azaltan hastalıklar vitamin eksikliğine .yol açabilirler. Bu hastalıklar arasında safra yolları tıkanmaları ve çölyak has­talığı (tahılda bulunan ‘glüten’ adlı maddenin normal besin soğurulmasını bozması) sayılabilir. Eksiklik, K vitami­ni iğneleri ve sentetik K vitamini hapla- rıyla tedavi edilebilir.

Siroz ve hepatit gibi bazı karaciğer hastalıkları, K vitamininin kullanımını önleyeceğinden, fazla dozlarda vitamin alınmasını gerekli kılar. Bu eksikliğin te­davisi bazen çok zordur ve karaciğer yetmezliğindeki hastalarda denetlene­meyen iç kanamalar başladığında çok tehlikeli bir durum alabilir.
Yenidoğanlarda, K vitamini eksikli­ği yaygındır ve gerek kan yitiminden, gerekse beyin ya da öteki yaşamsal or­ganlara kanamalar nedeniyle ciddi bo­yutlara varan hasarlara neden olabilir. Bağırsak bakterileri doğuştan bulun­maz, sütte pek az K vitamini vardır, an­ne kanından gelen vitamin de kısa sü­rede tükenir.

Bu eksikliği gidermek için

Yenidoğanlara, vitamin üretecek bağırsak bakterilerinden yoksun olmaları ve anne kanından almış oldukları vitaminin çabucak tükenmesi nedeniyle K vitamini verilir.

Yeni doğan bebeklere küçük dozlarda (1000 mikrogram) K vitamini iğnesi ya­pılır.

K vitamini fazlası

Karaciğer pıhtılaşma faktörlerinin ya­pım oranlarını denetlediği için, K vita­mini fazla alındığında toksik (zehirli) değildir.

Bazı hastalarda tromboza, yani da­marda pıhtı oluşumuna eğilim artar. Bu pıhtılar önce oluştukları sağlıklı damar­ları, sonra da kan yoluyla taşınarak ulaştıkları yerlerdeki damarları tıkarlar.

Kollarda, bacaklarda, akciğerlerde, be­yinde ve kalpte ciddi hasarlara yol aça­bilirler.

Kwashiorkor, protein bakımından ye­tersiz besinlerle beslenen ve kültürel ya da sosyoekonomik nedenlerle meme­den erken kesilen çocuklarda ortaya çı­kan bir durumdur.

Daha çok Üçüncü Dünya ülkelerin­de görülmektedir. Bazı bölgelerde ço­cukların yüzde 50-80 kadarı, çeşitli de­recelerde kwashiorkor hastasıdır. Ölüm oranı yüksektir, yüzde 50’ye kadar çı­kabilir. Kıtlık, savaş ve felaket bölgele­rinde yaygmlaşabilir ve ciddiyeti artabi­lir.

Yemek yeme konusundaki isteksizliğin bir nedeninin de bu olduğu sanılmakta­dır.

Ender olmakla birlikte, kwashior- kor’un bazı hastalıklarda protein yitiril­mesine bağlı olduğu durumlar da var­dır. Bağırsaklarda besin soğurma bo­zukluğu olduğu zaman alınan besinin iyi olması bile yetersizliği önleyemez. Alko­lik erişkinlerde de protein yetersizliği gö­rülür; alkol besin olarak yiyeceklerin ye­rini alır ve bedene protein girmez.

Kwashiorkorlu çocukların görünüşü birbirine benzer. En belirgin özellikleri, sıvı toplanmasına bağlı olan şiş ve gergin karınlarıdır. Bebekler halsizdirler ve çevreleriyle ilgilenmezler. Büyük çocuklar genellikle yaşlarına göre ufaktırlar. Hem bebeklerin hem de çocukların bedenlerinde döküntü ve saçlarında renk değişikliği olabilir.

Nedenleri

Kwashiorkor, gelenekler, beslenme ve sağlık konularındaki bilgisizlikten kay­naklanan beslenme bozukluğu nedeniyle ortaya çıkar.

Anne sütüyle beslenen çocuklar, nor­mal büyüme ve sağlık için gerekli olan aminoasitleri, yağları ve karbonhidrat­ları alırlar. Ancak Üçüncü Dünya ülke­lerinde, genellikle yeni bir bebeğin do­ğumu nedeniyle çocuklar memeden da­ha erken kesilirler (Gana dilinde kwas­hiorkor, ‘ihmal edilen’ anlamına ge­lir). Sütten kesilen bebek, pirinç ile ni­şastadan zengin ama vitamin ve prote­inden yoksun besinlerle beslenir. Üç ile altı ay içinde de bu durumun belirtileri görülmeye başlar.

Duruma katkıda bulunan bir başka etken de, sütten kesilen bebekleri, kom­şu köylerden birinde yaşayan bir yakın akrabaya gönderme geleneğidir. Anne­nin ilgisinden yoksun kalan çocuklarda protein yitimi olur ve diyet yeterli olsa da eksikliği karşılayamaz. Ciddi yanık­larda protein ya hasar görür ya da deri­nin hasar görmüş yanık bölgelerinden beden suyu ile birlikte yitirilir.

Son olarak, beslenme bozukluğu olan kişilerde, bedenin stresle karşı karşıya okluğu hastalık dönemlerinde kwashi­orkor ortaya çıkabilir. Kızamık ve ve­rem gibi hastalıklar gizli kalmış kwas­hiorkor belirtilerini açığa çıkarabilir.

Belirtiler

Kwashiorkor‘lu bebekler ya da ço­cuklar, bitkin olurlar. Çevreleriyle ilgi­lenmezler, oyun oynamaz, hatta üstle­rine konan sinekleri bile kovalayamazlar. Çoğunlukla hafif bir deri döküntü­sü vardır ve saçlar, pigment (renk mad­desi) yitiminden dolayı olduğu düşünü­len hafif kırmızıya çalan bir renk alır.

Aşağı yukarı her vakada kronik ishal, orta derecede kansızlık ve belirgin ka­rın şişliği vardır. Çıkık karın dışarıdan çocuğun iyi beslendiği izlenimini verir; oysa karın kaslarının zayıflığının, yağlı ve büyük bir karaciğerin varlığının ve protein azlığına bağlı olarak bedende aşırı miktarda su birikmesinin, yani ödemin belirtisidir. Büyüme geri kalmış­tır.

Tehlikeleri

Kwashiorkor’da ölüm oranı yüzde 50’dir. Hasta çocukların bir bölümü tam açlık (marasmus) sonucu ölürken, bir bölümü de hastalıklara karşı direnç­leri çok az olduğu için, herhangi bir asalak hastalığı ya da sıtma sonucu yaşam­larını yitirirler. Kalp kası zayıfladığı için bazı çocuklarda kalp yetmezliği ortaya çıkar. Ötekiler ise, beden sıcaklıklarını normal düzeyde tutacak kadar besin alamadıkları için hipotermiden ölürler.

Ölmeyenlerde, uzun dönemde yan etkiler ortaya çıkar. Karaciğerdeki yağ­lanmanın siroza yol açtığı sanılmakta­dır (sağlıklı karaciğer dokusunun yeri­ni bağ dokusunun alması). Beyin de et­kilenir ve zeka tam gelişmez. Ancak er­ken tedavi gören çocuklar, kısa zaman­da normale dönerler.

Tedavi

Tedavinin temeli, gerekli aminoasit- leri sağlayan yeterli miktarda protein vermektir. Hem yağı alınmış süt, hem de soyafasulyesi, aynı miktarda etten daha fazla protein içerdikleri için, teda­vide yeğlenirler. Ağır vakalarda, ilk bir­kaç gün damardan beslenme uygulanır.

Tedavi, beden için gerekli olan pro­teinin sağlanması amacıyla haftalar bo­yu sürebilir. Ödem ortadan kalkıp, ka­rın normal boyutlarına döndüğü ve ço­cuk canlandığı zaman, çevresine ilgi duymaya ve oynamaya başlar.

Toplumun proteinden zengin besinler konusunda eğitilmesi; aynı zamanda sıt­ma ve asalak enfeksiyonlarından korun­ması için gerekli önlemlerin alınması­nın sağlanması da önemlidir. Sıtma ve asalak hastalıkları, çocuğun direncini düşürerek kwashiorkor’a neden olabi­lirler.

Sonuç

Doğru beslenmeyle kwashiorkor te­davi edilebilir. Bazı zihinsel bozukluk­lar ve uzun dönemde siroz (eğer hasta­lık yerleştikten sonra tedavi edilmişse) görülmekle birlikte, bu durumların hiç­biri yaşam süresini önemli ölçüde etki­lemez.

Diyetteki vitamin eksikliği giderilir ve bu durumu ortaya çıkaran sıtma ile ve­rem kontrol altına alınırsa, kwashiorkor başarılı olarak tedavi edilip tam iyileş­me sağlanabilir.

Bir başka önemli nokta da annenin çocuğa ilgi ve sevgi göstermesidir. Kwashiorkor’un sık görüldüğü bölgeler­de vakaların çoğu polikliniklerde teda­vi edilirler. Annenin her gün gelip ço­cuğun beslenmesini sağladığı en ciddi vakalarda bile olumlu sonuç alınmak­tadır. Annenin çocuğa hiç ilgi gösterme­diği durumlarda ise hastalık genellikle çocuğun ölümüyle sonuçlanmaktadır.

Kaynak Kitap: Doktorumuz Ansiklopedisi

Benzer yazılar

yorum yok

Yorum yaz