İnsanlarda Orta Yaş Dönemi

24 Aralık 2017
ortayas

Birçoklarının sandığı gibi orta yaş dönemi, yaşlılığın hüzün verici bir başlangıcı değildir. Yaşamı yeniden değerlendirme çağı olabilir.

Orta yaş, gençlikle yaşlılık arasında bir evredir; ama orta yaşlı insanı tanımlamak daha güçtür. Orta yaşa ilişkin düşünceler çok çeşitlilik gösterir. Yaşantılarının bu dönemindeki insanlara bakarsak, tutumlar, inançlar ve davranışlar açısından orta yaşa ilişkin kurallarla olmadığını görürüz.

Kimileri için orta yaş, kariyerlerinin, kişisel başarılarının doruğa çıktığı dönemdir. Kimileri için de yaklaşan yaşı tık çağının ve gençlik umutlarının uçup gittiğinin, ürkütücü bir habercisidir. Elli yaşlarındaki birçok insan, gençliklerine benzer, hareketli, canlı ve oldukça başarılı bir yaşam sürdürürken, daha genç olan birçoğu, zamanından önce yaşlılığı kabul eder ve yaşlarının oldukça ötesinde bir uyuşukluğa boyun eğer. Daha kötüsü, çoğu hem bu yeni duruma, hem de ileride, şimdiye kadar yaşadığından daha az bir zamanı kalması düşüncesine alışamaz.

Fiziksel değişiklikler Orta yaşta ortaya çıkan fiziksel değişiklikler, yaşlanma sürecinin bir parçasıdır. Yaşlanma apansızın orta yasta başlayan bir durum değildir; ama belki de ilk kez hissedildiği, bu yüzden de aşırı önem verildiği bir dönemdir.

Kemikler, kalsiyum yitirme eğilimleri yüzünden kolayca kırıtabilecek hale gelirler Belkemiğindeki disklerin incelmesi, sırtta kamburumsu bir görüntünün oluşmasıyla sonuçlanabilir. Deri, gençlikteki tazeliğini, esnekliğini yitirir ve kırışıklıklar baslar. Saçlar seyrelip grileşir ve bazı erkeklerde 20 -30 yaşları arasında beliren kelleşme genel olarak 45 yaşlarında son halini alır. Görme ve işitmede bozulmalar başlayabilir (aslında güçlerini yitirmeye 25 yadında başlarlar) ama genel olarak altmış yaşlarına, hatta kimi zaman daha geç yaşlara kadar bu durum, sıkıntı verecek bir boyuta ulaşmaz. İyi bakılmamış dişler orta yaşta çekilebilir ve yüzde, takma dişlerin de pek önleyemeyeceği bir çöküklük olur. Beden, hastalıklara ve genel olarak ağrılara, sancılara yatkın hale gelir.

Bedendeki yetersizliklerin derecesi kişiden kişiye büyük farklılıklar gösterir. Ne yazık ki bazı insanlar olduklarından çok daha yaşlı görünürler; bazıları da çok ileri yaşlara kadar genç görünümlerini korurlar. Bunun nedeni henüz bilinmemektedir. Sağlıklı bir yasam sürdürmenin, spor yapmanın, doğru beslenmenin yaşlanma belirtilerinin en azda kalmasında belli bir etkisi olmaktadır, ama sağlıklı bir yaşamın genç kalma garantisi olduğunu gösteren kanıtlar yoktur.

Psikolojik etken

“Hissettiğiniz yaştasınızdır” sözü, aslında oldukça doğrudur. İnsanların orta yaşa tepkileri bireysel özellikler taşır: Birisi için stres kaynağı olan orta yas, bir başkası için yaşama bir meydan okumadır. Birisi sorunlarının üstesinden gelmesine yardım edecek inanış ve tutumları çarçabuk benimserken, öteki o sorunlar yüzünden ruhsal rahatsızlıklara sürüklenebilir. Gerçekte orta yaş, insanın gelecekteki yaşamı için zayıf yanlarıyla başa çıkmasının yaşamsal önemde olduğunu düşündüğü çağdır. İnsanın kendisine saygı ve güveni sallantıdaysa kuşkular, gerilimler ve fiziksel yaşlanmanın algılanması, “orta yaş bunalımı” denilen duruma yol açabilir.

Öte yandan, birçok insan için bu dönem, yaşam (arzını dilediği gibi değiştirebilme özgürlüğü kazandığı, verimli bir çağıdır.

Yıllar boyu eve kapalı kalmış kadınlar, çocukları büyüyüp yetiştiğinden birden özgür kalırlar ve yeni bir işe girme ya da diledikleriyle uğraşma olanağını bulurlar. Ancak, birtakım güçlükler dc en üst noktaya ulaşmıştır: Çeşitli harcamalar, büyük olasılıkla artmamış olan geliri zorlar. Çocukların yetişmesine yardıma olmanın ödülleri olduğu gibi, sıkıntıları da vardır. Bütün bu çaba içinde insanın gençken varacağım umduğu yere varamamış olması, amaçlarına ulaşamamış olduğunu ya da yaptıklarının önemsizliğini görmesi, ruhsal çöküntü ve çaresizlik duygusuna neden olabilir.

Zihinsel değişiklikler

Zihinsel yeteneklerde ve kişilik yapısında da birtakım değişiklikler olur. Yeni beceriler ve bilgiler elde etme yetisinde ve hızında düşme belirir Yaşlılığa kadar önemli bir fark olmasa da bellek etkilenir. Ne var ki ona yaşın zekâ üstünde pek etkisi yoktur Yıllardır sahip olunan becerilen ve bilgilen kapsayan zekada, yaşamın çok daha sonraki yıllarına kadar yaşlanmanın etkileri görülmez

Öğrenme yeteneğindeki azalma, bilimsel olarak ölçülebilir nitelikte olmasına karşılık, genellikle fa’k edilemez. Bunun nedeni, o zamana kadar edinilen tecrübe ve uyum gösterme yeteneğinin bu durumda da imdada yetişmesidir

Kişilik yapısında değişiklikler

Yaşama ve öteki insanlara ilişkin tutumlarımızın katılığı, çekingenliğimiz, duyarlılıklarımız ve toplumsal uzlaşma duygumuz, orta yaş döneminde yavaş yavaş değişikliğe uğrar. Bu dönemde, daha az dar görüşlü olur ve yaşlandıkça toplumla daha çok uzlaşırız.

Bir başka deyişle, yaşlandıkça hoşgörümüz artar.

Belki de tek şaşırtıcı gelişme, orta yaşta geçici olarak duygusal duyarlılığın artması ve kadınlarda kırklı yaşların ortalarında, erkeklerde ise birkaç yıl sonra anksiyetenin doruğa çıkmasıdır.

Genç erkeklerin kadınlara göre daha dışadönük olmasına karşılık, kırk yaşlarında, iki cins de eşit oranda içedönük ya da dışadönüktür. Daha İlerideki yıllarda, bazı erkekler büsbütün içlerine kapanırlar. Genel olarak yaşlı kadınlar yaşlı erkeklerden daha dışadönüktürler.

Cinsel yaşamdaki değişiklikler

Cinselliğin gençlere özgü olduğu yaygın ama yanlış bir inanıştır. Menopoz, hiçbir zaman hoşlanılmamış cinsel ilişkilere son vermek için iyi bir mazeret olabilir ama fiziksel ve zihinsel olarak cinsel ilişkiden haz duyma yetisi, orta yaşta azalmaz. Çocuklar evden ayrıldıklarında (hatta geceleri dışarı çıkmaya başladıkları çağda) cinsel yaşamı canlı kılmak kolaylaşır. Menopoz ise gebelik korkusunu ortadan kaldırdığından, rahatlık sağlar.

Cinsel organlardaki fiziksel değişmeler önemsizdir. Kadınların vajinalarında daralma, sıvı salgılamada azalma, erkeklerde ise cinsel uyanma hızında gecikme görülür.

Bu değişikliklerin yarattığı sınırlandırmalar, çiftlerin birbirlerini cinsel bakımdan uyarabilme olanaklarının artmasıyla giderilebilir. Orta yaş cinselliğinin en büyük sorunu bıkkınlıktır ama birbirlerine cinsel haz vermenin yollarını öğrenenler, cinsel yaşamlarım yeniden canlandırabilirler.

Belki de erkek egemen toplumdaki yerleşik yargılar nedeniyle kadınlar .orta yaşa erkeklerden farklı biçimde yaklaşırlar. Beden sağlıklarını daha çok önemserler. toplumsal kurallara daha çok utarlar; depresyon, anksiyete ve suçluluk duygusuna eğilim gösterirler ve yaşlanan anne-babalarının bakımıyla daha fazla ilgilenirler.

Araştırmalar, evlilik yaşamlarının ilk birkaç yılında da olsa, bir işi olmuş kadınların, bunu yapmamış olanlara göre orta yaştan daha çok doyum sağladıklarını göstermektedir.

Ev kadınlarının, orta yaşın kendine özgü hazlarını yakalayabilme» Belli oranda başarısız oldukları: çalışmayan kadınların yalnız genel olarak değil, aile yaşantılarında çalışanlardan daha az mutlu oldukları gerçektir.

Orta yaş bunalımı

Söz konusu ruh durumunu yaratan  birçok etken vardır. Bunalıma doğru İlk adım in sanın yaşamdaki yerinin bütün çıplaklığıyla görülmeye başlamasıdır.

Bu bir bakıma, “ Yirmi yıldır ne için çalışıp didindim” sorusuna yanıt aramaktır. Kişi, büyük olasılıkla insafsızca yargıladığı yaşamına ilişkin bir başarısızlık duygusu içindedir. Artık geri dönüşü olmayan bir noktaya gelmiştir. Geçmişte, gençlikte kaçırılmış fırsatlardan başka bir şey yoktur; gelecek ise anlamsızlık, korku, belirsizlik ve yaşlılığın getireceği fiziksel ve zihinsel bozukluklardın ibarettir. Kuşkusuz iş ve aile yaşamında terslikler üst üste yığıldığında para sal sorunlar içinden çıkılmaz hale geldiğinde, bu ruh hali içine daha kolay girilir.

Tedavi ya da bunalımının üstesinden gelme konusunda çaba gösterme gibi bir değişiktik olmazsa, oldukça ciddi sorunlar çıkabilir Depresif boşluk ve anlamsızlık duygusu, yaşam biçimini bütünüyle etkilemeye başlayabilir. Erkekler, cinsellikleri üzerinde her zamankinden çok kafa yormaya başlayabilirler ve bunun sonucunda anksiyete, iktidarsızlık, erken boşalma ya da orgazm olamama gibiı gerçek sorunlar belirebilir. Kadınlarda da cinsel sorunlar doğabilir , sağlıkları ve dış görüntüleriyle gereğinden fazla ilgilenir ya da kayıtsızlaşabilir. Depresyona girebilirler.

İki tip insanın orta yaş bunalımına özel yatkınlığı vardır. Birinci tip, mesleklerinde daha çok yönetici konumunda olan ve doğrudan üretici olmaktan çok, günlerini masa başında geçirenlerdir. İşlerinin gerçek bir değer taşımadığını düşünenler (pazarlamacılar ve hizmet sektöründe çalışanlar gibi) de bu gruba girerler.

İkinci tip ise, geleneksel bir aile yapısı içinde yaşayıp orta yaşa gelen ve çocuklarının yetişip evden ayrılmaları sonucu boşluğa düşen kadınlardır. İki gruptakilerin de ortak bir özelliği vardır: İş yaşamları ya da ev kadınlığı gibi görevleri dışında, özsaygılarını sürdürebilecek ilgilere sahip olamamışlardır.

Nedenler

Orta yaş bunalımı, işini yitirme ya da çocukların evden ayrılmaları gibi olayın sonucu patlak verebilir ama bunların asıl nedenler olmadıkları bilinmelidir.

‘‘Orta yaş bunalımı’’ adı verilmesine karşılık, bu ruhsal sarsıntı döneminin zamanı kişiden kişiye değişir, insanın kendine olan saygısı ve beğenisi herhangi bir yaşta birden çökebilir. Hastalık stresi, parasal sorunlar ya da yaşamdaki ciddi bir değişiklik, bunalımın ortaya çıkışını hızlandırabilir.

Orta yaşta, yaşantımızı yeniden değerlendirmeyi göze alacak gücümüzün azalmış olması ve kırklı yaşlarda sorun yaratan olayların daha sık çıkman, bunalımın belirme olasılığını yükseltir.

İlginç bir nokta da. genellikle geçici bir depresyonun eşlik ettiği bunalımı, birçok durumda, kişiyi eskisinden daha mutlu bir yaşam için donatan bir geliş me ve değişme döneminin izlemesidir. Geçmişin bir değerlendirilmesinin yapılması, insana sanki yaşantısında daha önce istemediği ya da cesaret edemediği değişiklikleri yapma gücünü verir İçine düşülen yapıcı bir ‘’başıboşluk” daha önceleri olanaksız olan istenileni yapma özgürlüğünü getirir Bu ufuk genişliği, bunalımı başarıyla atlatmanın anahtarıdır.

Köklü bir değişme olsa da olmasa da, geniş bir ilgi ve uğraş alanının varlığı, kendine güvenin yemden kazanılması, bunalımdan çıkıp eski sağlığa kavuşmak için yeterlidir.

Tedavi, bir psikoterapist tarafından yönetilebilir ama çoğu kez eşin, yakın dostların ve kişinin kendi içten çabalarının, iyileşmede yeterli olduğu bir gerçektir.

Tedavinin amacı, ilgi alanlarının genişletilmesi ve toplumsal ilişkilerin zenginleştirilmesi; bir an önce ilginin kişinin kendi sorunlarından dışa yöneltilmesidir Sonuç genellikle yüz güldürücü olmaktadır.

Benzer yazılar

yorum yok

Yorum yaz