Hastalıkta Beden ve Ruh İlişkisi

11 Nisan 2018
bedenveruh

Duygularımız, bedensel değişiklikler de oluşturabilirler. Bu bedensel tepkiler ise, uzadıklarında, gerçek hastalıklara dönüşürler.

Psikosomatik sözcüğü, ruh (psche) ve beden (soma) anlamına gelen iki Yunanca sözcükten oluşmuştur. Terim ilk kez bir Alman psikiyatr tarafından, 1818’de uykusuzluk nedenleri üzerine yapılan bir tartışmada kullanılmıştır. Daha sonra, şiddetli üzüntülere bağlı olduğu düşünülen belirli hastalıklar “psikosomatik hastalıklar” olarak adlandırılmıştır; Hastalıkta beden ve ruh ilişkisi bağlantılıdır.

Bunların arasında astım ve koroner trombozda vardır.

Son yıllarda ise psikosomatik sözcüğü, hem duygusal hem de bedensel etkenlerle ilişkili olan hastalıkları tanımlamak için kullanılmaktadır. Bu, belirtilerin sözgelimi ağrının”zihinde ya da ”hayali” olduğu anlamına gelmez. Belirtiler ya da bedendeki hastalık gerçektir.

Başka bir deyişle şu da doğrudur: Hasta olduğumuzda bütünüyle hastayızdır, bu nedenle her hastalık bir dereceye kadar “psikosomatik” sayılır. XVIII yüzyılda yaşamış, yazar Lawrence Sterner, “TristramShandy” adlı kitabında bu durumu açıkça belirtmiştir: “İnsan bedeni ve zihni tıpkı bir yelek ile astarına benzer, birini buruşturduğunuzda ötekini de buruşturmuş olursunuz.”

Zihnin beden üzerindeki etkisi

Zihin bedeni sayısız yoldan etkiler. İnsanlar uzun zamandır, yani nasıl olduğunun açıklanmasından önce,bu gerçeği bilmektedirler. Dilde de, bu beden -zihin ilişkisini vurgulayan çeşitli deyimler vardır: Korkudan sararmaktan, dizlerin bağının çözülmesinden söz ederiz Tiksintiden mide bulantısı hisseder ya da gerçekten kusabiliriz.

Bunlar zihnin bedeni etkilemesinin yalnızca birkaç örneğidir ve genellikle kısa süren tepkilerdir. Bir dostumuzla dertleştiğimizde sıkıntının yüreğimizden “çıkıp gittiğini” ve ardından öteki belirtilerin de yok olduğunu görürüz.

Ancak bazen sorun kalıcı olur; belirtiler kötüleşir, yani kısa süreli tepkiler uzayıp kalıcı bir niteliğe bürünür ve kişinin doktora gitmesine neden olan bazı hastalıklar ortaya çıkar. Kişi, duygusal bir sorunu olduğunun farkında olmayabilir, tıbbi bakım gerektiren bir hastalığı olduğu düşüncesindedir. Hatta doktorun ısrarlı sorularına karşılık endişelerini ve sorunlarını kabul etmez.

Hastalık ve duygusal stres

Doktorlara bildirilen hastalıklardan çoğunun bir dereceye kadar duygusal presle ilintili olduğunu gösteren kanıtların sayısı günden güne artmaktadır. Sözgelimi işsizliğin yoğun olduğu böl­gelerde psikosomatik yaklaşım gerektiren hastalıkların oranı artmaktadır.

Endişe ve sıkıntı, yanı anksiyete, bedensel belirtilerin ortaya çıkmasında çok önemli bir rol oynar. Bu belirtiler anksiyetenin büsbütün artmasına neden olur ve böylece bir kısır döngü ortaya çıkar. Anksiyetenin yaşamın sürmesi için gerekli olduğu düşünülür. Anksiyete (ya da korku) sonucu beden bazı hormonlar üretir. Bu hormonlar otonom sinir sisteminin bir bölümünü etkileyerek, söz konusu kişiyi dış tehlikeye hazırlar.

Kalp-damar ve solunum sistem uyarılacak en verimli düzeyde çalışmaları sağlanır. Sindirim sisteminin çalışması geçici olarak durdurulur; böylece kan, en gerekli olduğu yerlere, yanı beyne ve kaslara gider. Ayrıca, belirli bezler uyarılarak, anı gereksinim için harekete geçirilen karbonhidratlardan fazladan enerji oluşturulur. Kısacası, ister soyut ister somut olsun, “tehlike” karşısında insanın tepkisi iki yönlüdür: Zihinsel (anksiyete, korku) ve bedensel (soğuk ter, çarpıntı, vb.).

Normal olarak bu belirtiler tehlike süresince devam edip kesilir. Ama duygusal gerilim nedeniyle birçok kez yinelerlerse, ortaya çıkan fizyolojik değişiklikler kolay kolay geçmez ve bu,bedende, patolojik olabilecek fiziksel değişikliklere yol açabilir.

Söz konusu durumun en basit örneği, yüksek tansiyonun oluşumunda görülür Dış tehlikeyle karşılaşan insanlarda (ve hayvanlarda) pek çok bedensel değişikliğin yanı sıra kan dolaşımında da artış olur: Kalp uyarılır, kalp atışları güçlenir ve hızlanır, tansiyon yükselir. Tehlike geçtiğinde tansiyon normal düzeyine döner Ancak tansiyon sık sık yükselirse (ya da bazı duygusal stresler nedeniyle sürekli yüksek kalırsa) kan damarlarında, böbreklerde, beyinde de değişiklikler ortaya çıkar ve bu yapılarda kalıcı hasar oluşabilir.

Tansiyonu ciddi biçimde yüksek olan hastaların yalnızca yüzde birinde ya da ikisinde, yüksek tansiyon yapacak patolojik bir neden vardır.

Bedensel değişiklikler ve belirtiler, yalnızca anksiyeteye eşlik etmezler. Stres, öfke, suçluluk duygusu, depresyon, hayal kırıklığı gibi şiddetli duygularla birlikte de olabilirler.

Tanı

Bir belirti ya da hastalık nedeniyle doktora gidildiğinde, yaşamda önemli bir değişiklik, duygusal sarsıntı ya da sorun olup olmadığını bilmenin doktora çok yardıma olacağı unutulmamalıdır. Tanı ancak belirtilerin tam olarak anlatılması ve daha önce olanların aktarılmasıyla konur. Muayene ise genellikle yalnızca bu tanıyı doğrulamaya yarar.

Kuşkusuz bu,bedensel hastalık olasılığını dıştalamak ve duygusal bir sorunun neden olduğu hastalık tanısını koymak için yeterli değildir. Tanı, gerçek duygusal sorunların var olduğunun kanıtlanmasından sonra konulmalıdır. Hasta ile doktorun ayrıntılı görüşmesine karşın duygusal bir neden ortaya çıkarılamazsa, tam bir kez daha gözden geçirilmelidir. Ama bazen duygusal sorunun başarılabileceği de unutulmamalıdır. Bu durumlarda daha iyi incelemeler ya da belki psikoterapi gerekir.

Tedavi

Psikosomatik hastalıkların çoğu kolay tedavi edilir. Önemli olan hastanın doktoruyla konuşması ve doktorun da ona zaman ayırmasıdır. Hastasına yaşamını nasıl düzenleyeceğini söylemek doktorun görevi değilse de, ona yol göstererek yararlı olabilir.

Hastanın gerginliği, bir tür duygusal eğitimle azaltılabilir. Böylece hasta ile doktoru (ya da terapist), bir sorunla baş etmenin yollarını ya da kişisel ilişkilerden, iş yaşamından kaynaklanan bir sorunun çözümünü bulabilirler.

Günlük yaşamdaki stres kaynakları yüzünden insanların gerilimsiz bir yaşam sürdürebilmeleri neredeyse olanak sız hale gelmiştir. Bu nedenle de insanların kendilerine zaman ayırıp stresten olabildiğince uzak kalacak fiziksel ve zihinsel sağlıklarını korumaları, üzerinde önemle durulan bir konu olmuştur.

 

Kaynak Kitap: Doktorumuz Ansiklopedisi

 

Benzer yazılar

yorum yok

Yorum yaz